Author Archive for kara_al

Mesneviden (İki şarabın farkı)

mevlana mesnevi

 

 İKİ ŞARABIN FARKI

 

Bir bakkal vardı, onun bir de dudusu vardı. Yeşil, güzel sesli ve söyler duduydu. Dükkanda dükkan bekçiliği yapar; bütün alış veriş edenlere hoş nükteler söyler, latifeler ederdi. İnsanlara hitap ederken insan gibi konuşurdu, dudu gibi ötmede de mahareti vardı. Efendisi bir gün evine gitmişti. Dudu, dükkanı gözetliyordu. Ansızın fare tutmak için bir kedi, dükkana sıçradı. Duducağız can korkusundan, dükkanın baş köşesinden atıldı, bir tarafa kaçtı; gülyağı şişesini de döktü. Sahibi evden çıkageldi. Tacircesine huzuru kalple dükkana geçti oturdu. Bir de baktı ki dükkan yağ içinde, elbisesi yağa bulanmış. Dudunun başına bir vurdu; dudunun dili tutuldu, başı kel oldu. Dudu birkaç günceğiz sesini kesti, söylemedi. Bakkal nedametten ah etmeye başladı. Sakalını yolmakta, eyvah, demekteydi; nimet güneşim bulut altına girdi. O zaman keşke elim kırılsaydı; o güzel sözlünün başına nasıl oldu da vurdum? Kuşu yine konuşsun diye yoksullara sadakalar vermekteydi. Üç gün üç gece sonra şaşkın ve meyus, ümitsiz bir halde dükkanda otururken, ve binlerce gussaya, gama eş olup; bu kuş acaba ne vakit konuşacak; diye düşünüp dururken, Ansızın tas ve leğen dibi gibi tüysüz kafası ile bir Cevlaki geçiyordu. Dudu hemencecik dile gelip akıllılar gibi dervişe bağırdı: “Ey kel, neden kellere karıştın; yoksa sen de şişeden gülyağı mı döktün? “ Onun bu kıyasından halk gülmeye başladı. Çünkü dudu, hırka sahibini kendisi gibi sanmıştı. Temiz kişilerin işini kendinden kıyas tutma, gerçi yazıda (aslan manasına gelen) şir, (süt manasına gelen) şire benzer. Bütün alem bu sebepten yol azıttılar. Allah Abdallarından az kişi agah oldu. Peygamberlerle beraberlik iddia ettiler (biz de onlar gibiyiz dediler); Velileri de kendileri gibi sandılar. Dediler ki: “İşte biz de insanız, onlar da insan.

Continue reading ‘Mesneviden (İki şarabın farkı)’

Haftanın Duası

dua

Ey yücelerden yüce Rabb’imiz! Biz her ne kadar Sen’in o engin rahmetine ve keremine lâyık olmasak da, şüphesiz Sen’in rahmetin, bizim gibi hayatının çoğu düşüp kalkmakla geçmiş mücrimlere bile ulaşacak kadar geniş ve boldur. Ya Rab! Bizi de o enginlerden engin rahmetinden hissedâr kıl… İmanımızı kemâle ulaştırmak sûretiyle kalblerimizi itmi’nanla doldur… Lütfunla yakînimizi etemmiyet vasfıyla zenginleştir!

Deryadan Katreler (ilim)

 

kuran

 

 

İlim İslam’ın hayatıdır, imanın direğidir. İlim öğrenen kimsenin mükafatını, Allah tam tamına verir. Bir kimse öğrenir ve öğrendikleri ile amelederse, Allah bilmediklerini de öğretir.

Muhtarü’l-Ehadis, 1.100: 786

 

Haftanın Duası

 

 Allah’ım! Sen’den, içine düştüğümüz bir kısım yakışıksız fiillerden ve kusurlarımızdan dolayı bizi cezalandırmamanı niyaz ediyoruz. Bizi cismaniyet ve hayvaniyetin kirlerinden arındır ve sâlih kullarını hususî inayet ve koruman altına aldığın gibi bizi de öyle tutup destekle! Nezd-i ulûhiyetinden göndereceğin fevkalâde ve sürpriz tecellilerle ölmeye yüz tutmuş kalblerimizi ve sönmek üzere olan ruhlarımızı ihya buyur..

Haftanın Duası

 

  Ey Allahımız! Bize düşmanlık yapanlara karşı Sen bizim muînimiz ol.. haddini aşıp hukukumuza saldıran mütecavizlerin şerlerini üzerimizden def et.. aleyhimizde fitne ateşini körükleyenlerin ocaklarını söndür.. Ey şefkati ve merhameti varlığı bütünüyle kucaklamış Rabb’imiz! Hakkında beslediğimiz hüsn ü zanda bizi tasdik et.. et de, biz çaresiz kullarını her türlü endişe, gam, üzüntü, keder ve sıkıntıdan halâs eyle!

Haftanın Duası

Ey her varlığa lütuf deryasından nimetler yağdıran ve ikramı her ikram sahibinden sonsuz derece üstün olan, her şeyi şefkat ve merhametle kuşatan! Her an bizimle ol ve bizi hiçbir zaman yalnız bırakma; cömertlik ve merhametinle gönüllerimizi doyur, ikram ve rahmet yağmurlarından bizleri mahrum kılma. Efendimiz’e, aile efradına ve bütün ashab-ı güzînine salât u selam ederek bunları Sen’den dileniyoruz; dualarımızı kabul buyur Rabbimiz!..

Haftanın Duası

İnsallah yeni bir yazı dizisine başlıyacağız buhafta. Bu dizide beğendiğimiz ve ya sizlerin beğendiği duaları haftalık olarak yayınlamaya çalışacağız. Dualarınızı aleysan[et]bunyaz.com adresine ulaştırabilirisiniz ve ilk duamız hozamızıdan:

"Ey Rabb’imiz! Dayanacak bir mazeretimiz yok ki, onunla Senden özür dileyelim; güç ve kuvvetimiz yok ki, günah ve hatalarımızın kahrediciliğine tahammül gösterelim.. Fakat, her şeye rağmen, ey Rabb’imiz, günahlarımızı itiraf ediyor, onların ağırlığından bizleri kurtarmanı, bağışlamanı diliyoruz.. günahlarımızı affet, bundan sonraki hayatımızda da ayıp ve kusurlarımızı Settar isminin tecellisine mazhar kıl, onlarla bizi mahcup etme… "

Sünnet nedir ? ve Hadislerle Sünnet

Sünnet, lugat manâsı itibarıyla, “gidişat, -iyi ya da kötü- takip edilen yol” demektir. Bu manâyı ifade eden bir hadîs-i şerifte: من سنّ في الإسلام سُنّةً حسنةً فله أجرها وأجر من عمل بها بعده من غير أن ينقص من أجورهم شيء، ومن سنّ في الإسلام سنّةً سيئة كان عليه وزرها ووزر من عمل بها من بعده من غير أن ينقص من أوزارهم شيء “Kim, İslâm’da güzel bir yol, bir çığır açarsa, onun ecri ve daha sonra o yolda gidenlerin ecri, yapanlardan eksiltilmemek üzere onundur. Kim de İslâm’da kötü bir yol, bir çığır açarsa, onun ve o yolda gidenlerin vebâli, yapanlardan eksiltilmemek üzere onun sırtına yüklenecektir”[1] buyurulmaktadır Muhaddîsler, usûlcüler ve fukahâ ıstılâhı manâsı itibarıyla sünneti, aşağıdaki ifadelerle tarif etmeye çalışmışlardır: Muhaddîslere göre sünnet: “Ahkâma ve amele esas teşkil etsin etmesin, yaptıkları ve ictinâb ettikleriyle Allah Resûlü’nden (s.a.s) -Hanefîler’in nokta-i nazarınca farz, vâcib, sünnet, müstehab ve âdâp- bize intikâl eden her şeydir.” Yani, Allah Resûlü’nün (s.a.s) şemâilidir, hayat tarzıdır, sîretidir. Usûlcülerin sünnet anlayışı biraz daha farklıdır. Onlara göre sünnet: “Resûlullah’dan (s.a.s) söz, fiil ve takrir olarak sâdır olan her şeydir.” Yani, Resûlullah Efendimiz’in (s.a.s) sözleri, davranışları ve ashâbında görüp de menetmediği, veya sükûtla tasvib buyurduğu hareketlerdir. Fukahâ ise, sünnete bid’at mukabilinde ve teşrie, yani farza, vacibe, harama esas teşkil etmesi açısından bakarlar. Bu mânâda sünnet, hadîsin mürâdifi, ya da müterâdifi sayılır.

Continue reading ‘Sünnet nedir ? ve Hadislerle Sünnet’

Deryadan Katreler

Allah’ın zikri dışında kelamı çok yapmayın. Zira, Allah’ın zikri dışında çok kelam, kalbe kasvet (katılık) verir. Şunu bilin ki, insanların Allah’a en uzak olanı kalbi katı olanlardır.

Tirmizi, 2413

Allah’ın adı dışında zikrettiğimiz gereksiz tüm kelimeler kalbimize kasvet yayar ve gün gelir bu boş muhabetlerin içinde koybolmuş ve Allah’ı unutmuşuz. Alimler hep derler ya az yemek, az içmek, az uyumak, az konuşmak. Bizde onları dinlemeli Allah’tan uzaklaşmamalıyız. Düşünelim bir arkadaşımızla kaç dakika sohbet ediyoruz. Ve bir daha samimi olarak düşünelim Allah’ı kaç dakika anıyoruz. Sonuçta kaybeden biz olacağız. O’nun rızasından uzaklaşmaktan yine O’na sığınırım. Bir bilgisayarın başında gereksiz geçirdiğimiz dakikalar, yolda, evde, işte, okulda… Daha nice yerler ve zamanlar bizi ondan biz anlamadan uzaklaştırabilir. Nefis hep kötüyü emreder. Daha vaktin var az daha dur sonra kılarsın namazı, dur ya sonra yaparsın tesbihatını, biz ona uydukça kalbimize bir siyah nokta daha eklenir ve bir bakmışız kaskara olmuş. Her şeyi zamanında yapmalıyız. Bunu sadece kelam değil başka şeylerede yorabiliriz varın gerisini siz hesaplayın. vesselam………

Hesabını Verebilecek misin?

Yiyecek-içecek, giyim-kuşam, ev, araba ve döşemelik eşya gibi ihtiyaçlarımızı karşılarken iktisat sınırını aşmamamız, israfa kaçmamamız ve dolayısıyla ind-i ilâhîde mesul olmamamız için hangi hususlara dikkat etmeliyiz?İktisat; haddi aşmamak, aşırı gitmemek, gereğinden az veya çok harcamaktan kaçınmak, itidal ile hareket etmek ve orta yolu tutmak manalarına gelmektedir. İktisadın zıddı israftır. İsraf ise; lüzumsuz yere harcamak, istihlâkta (tüketimde) aşırı gitmek, gereğinden fazla yiyip içmek ve Cenâb-ı Hakk’ın lutfettiği nimetleri boş yere sarfetmek demektir. İzzet Vesilesi ve Zillet Sebebi İslamiyet, hem yeme-içme, giyim-kuşam, araba, ev ve eşya gibi maddî ihtiyaçları karşılarken hem de ihsan-ı ilahî olarak verilen her türlü rızıktan istifade ederken aşırılıktan kaçınmayı ve orta yoldan ayrılmamayı emretmiş; savurganlık hastalığından, şatafat tutkusundan ve lüks arayışından kaynaklanan israfın her çeşidini yasaklamıştır. İktisat, her şeyden önce manevî bir şükürdür; çünkü muktesid insan, Mün’im-i Hakiki’ye ve dolayısıyla O’nun verdiği nimetlere karşı hürmet hisleriyle dolar, onların ardındaki rahmet-i İlâhiyeyi daha iyi kavrar; Rezzak-ı Hakiki’yi bilmenin hasıl ettiği ulvî duygular sayesinde nimetlerden daha derin lezzet duyar; kendisine bahşedilen o kıymetli hediyeleri boşa harcamaktan kaçınır, onları ihtiyaç miktarınca kullanır. Böylece, hem bir manada bedenine kesintisiz perhiz yaptırdığı ve itidal üzere yaşadığı için hep sıhhatli kalır, hem Cenâb-ı Hakk’ın verdiklerine kanaat ederek onları dengeli kullandığından başkalarının eline bakma zilletinden kurtulup izzetini korur, hem de bu manevî şükrüne bir mükafat olarak, hakkında bir bereket vesilesine dönüşen iktisat sayesinde, devamlı ziyade nimetlere kavuşur. İsraf ise, nimetlere ve onları gönderene karşı saygısızlık olduğu gibi, kanaatsizlik, hırs ve zillet misillü marazların da menşeidir. Zira, müsrif adam, ilahî takdire ve alın teriyle elde ettiğine razı olmaz, sürekli daha fazlasını ister; hiç şükretmez, daima şekvâda bulunur; helal rızkını az bulur, gayr-ı meşru olup olmadığına aldırmadan daha külfetsiz ve daha çok kazancın peşine düşer, hatta o yolda izzet ve haysiyetini dahi feda eder. Bu itibarla, iktisat, nimetlerin artarak devam etmesinin ve izzetle yaşamanın önemli bir vesilesi olduğu gibi, israf da bereketin kesilmesinin ve zillete düşmenin mühim bir sebebidir.

Continue reading ‘Hesabını Verebilecek misin?’