En hayırlı genç kimdir?
21 Aralık 2007 Yazar: bunyaz |
Kategori: Aktüel
Etiketler:din, dua, gençlik, hayır, ibadet, nefis
Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), "Gençlerinizin en hayırlısı, (sefahetten uzak durmakta ve temkinli davranmakta) ihtiyarlara benzeyendir. YaÅŸlılarınızın en fenası ise, (başını gaflete sokmakta ve nefsinin arzularına uymakta heva-perest) gençler gibi yaÅŸayandır" buyurmuÅŸtur.
Bu itibarla, ister kadın ister erkek en hayırlı genç, bir ayağı kabirde yaÅŸlı bir insan edasıyla sürekli ölümü ve ölüm ötesini düÅŸünen, âhiretine azık tedarik etmek için çalışıp didinen, gençlik heveslerine esir olmayan ve gaflette boÄŸulmayan gençtir. O, nefsânîliÄŸin en azgın olduÄŸu dönemlerde bile, öteler iÅŸtiyakıyla coÅŸup cismanî arzularını gemleyebilmiÅŸ, kulluÄŸu tabiatının bir derinliÄŸi haline getirmiÅŸ ve kendisini Hakk’ın yoluna vermiÅŸ bir adanmış ruhtur. Yaşı açısından daha küçücük bir çocuk iken,Allah Teâlâ’nın hususî lütuflarına mazhar olan ve kendisine hikmet verilen Hazreti Yahya (aleyhisselam) bu yiÄŸitler için en güzel örneklerden birisidir. Rivâyete göre; yaşıtı olan çocuklar, "Yahya, gel, sen de bize katıl; beraberce oynayalım!" dedikleri zaman, "Ben, oyun için yaratılmadım" diyen Aziz Nebî, oynamak çocukların ÅŸiarı olmasına raÄŸmen, kendisi daha o yaÅŸta hilkatin gayesini kavramış, dünyevî meÅŸgalelerden mümkün olduÄŸunca uzaklaÅŸmış ve yaratılış hikmetine uygun bir gidiÅŸâtı ihtiyar etmiÅŸtir.
İşte, en hayırlı genç, Hazreti Yahya gibi, daha hayatının ilkbaharında, kulluÄŸunun farkına varıp dünya misafirhanesini ebedî saadetin kapısını açmak için bir vesile olarak deÄŸerlendiren delikanlıdır. İman gücüyle ÅŸahlanıp iradesinin hakkını vererek nefsanî arzularını sınırlayabilen, her gün birkaç defa kendini hesaba çekerek davranışlarını kontrol altına alabilen, silkinip gönül dünyasında dirilerek gerçekten var olduÄŸunu ortaya koyabilen, en ulvî hislerle mamur ettiÄŸi gönlünü fizik ötesi âlemlere de açık hale getiren ve bu kemâle ermiÅŸlikle fütüvvet ruhunu temsil eden kahramandır. Evet, bir gencin yaÅŸlılara benzemesi, kanının en deli aktığı ve beÅŸerî garîzelerinin kendisini sürekli dünyaya çağırdığı bir dönemde dahi âhiret yolcusu olduÄŸunu unutmaması, başında ÅŸafak emareleri tulû etmiÅŸ, saçı-sakalı aÄŸarmış bir ihtiyar gibi bir ayağı ötedeymiÅŸçesine yaÅŸaması, ÅŸeytanın binbir oyununa raÄŸmen olgun bir gönül adamı edasıyla hayatını dine, imana, Kur’an’a, hizmete adaması ve her zaman ihsan ÅŸuuruyla hareket ederek bütün cismanî isteklerine, ÅŸehevî arzularına baÅŸkaldırması, günahlara karşı isyan bayrağı açması demektir. Hakk’ın mahbubu tevbekâr genç Böyle bir genç hiç mi sürçmez, hiç mi düÅŸmez, hiç mi günaha girmez? Tabii ki, en hayırlı genç de kimi zaman kayıp düÅŸebilir. Zaman zaman tökezlemek, ara sıra sürçmek, yer yer devrilmek ve bazen ÅŸeytana aldanıp bir günah çukuruna düÅŸmek nebîler haricinde her insan için söz konusudur. Ne var ki, iyiliÄŸe kilitlenmiÅŸ bir yiÄŸit, daha günaha kapaklandığı ilk anda seccadesine koÅŸar, cürmüne hiç hayat hakkı tanımaz, onu hemen tevbe ile boÄŸar ve en kısa sürede namaz, oruç, hac, sadaka, iman hizmetine müteallik meÅŸguliyetler gibi salih ameller vesilesiyle günah kirlerinden arınır. Gençlikteki ibadetlerin Hak katında daha sevimli olduÄŸunu belirten Hazreti Sadık u Masdûk Efendimiz, "Tevbe güzeldir, fakat gençlerde olursa daha güzeldir; Allah tevbe eden genci sever." buyurmuÅŸtur.
Bu zaviyeden, hayırlı genç Mevlâ-yı Müteâl’in rızasına ermek için kendisini ibadet ü taate veren ve ezkazâ bir günaha girdiÄŸinde hemen helak olacakmış gibi kalbi tir tir titreyen, ilk fırsatta bir arınma kurnasına koÅŸup isyan lekelerinden kalbini temizleyen bahadırdır. Åžimdiye kadar, ızdırap içinde kıvrım kıvrım kıvrandığına ÅŸahit olduÄŸum nice gençler vardır ki, gözleri harama iliÅŸtiÄŸinden dolayı, inleye inleye gelip sadaka vermiÅŸler, hemen seccadelerine koÅŸup Hak karşısında iki büklüm olmuÅŸlar ve gönüllerini karartmasından korktukları masiyet izlerini gözyaÅŸlarıyla yıkamışlardır. İşte, bir anlık gaflet sebebiyle gözüne iliÅŸen bir haramdan dolayı kaddi bükülen ve "Eyvah, ben mahvoldum; Allah’ın bunca nimetlerine mazhar olmuÅŸken günah yakışır mıydı bana, ne olacak ÅŸimdi halim?" diyen ve tevbe, inâbe, evbe basamaklarıyla hakiki kulluk ufkuna yükselen delikanlı, olgun bir ihtiyar gibi davranan ve ÅŸeytanî hücumlara karşı kalbini koruyup canlı tutan en hayırlı gençtir. Haddizatında, insan, kalbi hayatdâr olduÄŸu nispette günahlardan nefret eder ve onlara karşı içinde tiksinti duyar.
Gönül hayatı itibarıyla bütün bütün mefluç olmamış bir kul, her masiyeti ruhunu yaralayan ve vicdanını kanatan bir iblis kurÅŸunu sayar; iÅŸlediÄŸi bir günahtan dolayı binlerce nedametle dolar ve günlerce ızdırapla yatıp kalkar. Zaten, bir insan, içine düÅŸtüÄŸü günahlar sebebiyle neredeyse hasta olacak kadar ızdırap çekmiyorsa, alışılageldiÄŸi üzere o da diliyle yüzlerce kez "Tevbe ya Rabbi!" dese bile, onun yaptığı tevbe deÄŸil, sadece bir merasim ve yararsız bir kaç söz söylemekten ibaret kalır. Tevbe, vicdanı kasıp kavuran piÅŸmanlık hissi ve bu nedametin insanı iki büklüm etmesidir. PiÅŸmanlığı ve af talebini dil ile söylemeye gelince, o sadece böyle iki büklüm olmuÅŸluÄŸa kavlen iÅŸtirak ve bir tercümanlıktır. Evet, gerçek tevbe ancak ızdırap terennümünün ve masiyetten yiÄŸitçe sıyrılıp ilahî dergaha dönüÅŸün ünvanıdır.
