<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/rss2enclosuresfull.xsl" type="text/xsl" media="screen"?><?xml-stylesheet href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css" type="text/css" media="screen"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:creativeCommons="http://backend.userland.com/creativeCommonsRssModule" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>Maneviyat Bloğu</title>
	
	<link>http://maneviyat.bunyaz.com</link>
	<description>Gerçekten yaşıyormuyuz</description>
	<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 13:02:36 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.3</generator>
	<language>en</language>
			<media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Science &amp; Medicine/Social Sciences</media:category><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Gerçekten yaşıyormuyuz</itunes:subtitle><itunes:category text="Science &amp; Medicine"><itunes:category text="Social Sciences" /></itunes:category><creativeCommons:license>http://creativecommons.org/licenses/by/3.0/</creativeCommons:license><image><link>http://creativecommons.org/licenses/by/3.0/</link><url>http://creativecommons.org/images/public/somerights20.gif</url><title>Some Rights Reserved</title></image><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" href="http://feeds.feedburner.com/maneviyatblogu" type="application/rss+xml" /><item>
		<title>Kurtuluşun teminatı nedir?</title>
		<link>http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~3/446470331/</link>
		<comments>http://maneviyat.bunyaz.com/kurtulusun-teminati-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 12:58:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kara_al</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[kürsü]]></category>

		<category><![CDATA[cennet]]></category>

		<category><![CDATA[dua oku]]></category>

		<category><![CDATA[fasıldan fasıla]]></category>

		<category><![CDATA[islam]]></category>

		<category><![CDATA[kurtuluş]]></category>

		<category><![CDATA[namaz]]></category>
<category>cennet</category><category>dua oku</category><category>fasıldan fasıla</category><category>islam</category><category>kurtuluş</category><category>namaz</category>
		<guid isPermaLink="false">http://maneviyat.bunyaz.com/?p=54</guid>
		<description><![CDATA[Kimileri, şuursuzca yatar kalkar ve bu yaptıklarına &#8220;namaz&#8221; derler; sadece yemeden içmeden kesilip aç durmayı &#8220;oruç&#8221; zannederler; mukaddes topraklarda bir turist edasıyla dolaşmayı &#8220;hac&#8221; bilirler.
Babadan-anneden gördükleri ya da kültürün bir parçası olarak algıladıkları fiilleri şuurunda olmadan ve içte bir ürperti duymadan ortaya koyar ve kendilerini ibadetin hakkını vermiş sayarlar.
Hâlbuki Kur&#8217;an-ı Kerim bu ibadetleri nazara verirken, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kimileri, şuursuzca yatar kalkar ve bu yaptıklarına &#8220;namaz&#8221; derler; sadece yemeden içmeden kesilip aç durmayı &#8220;oruç&#8221; zannederler; mukaddes topraklarda bir turist edasıyla dolaşmayı &#8220;hac&#8221; bilirler.</p>
<p>Babadan-anneden gördükleri ya da kültürün bir parçası olarak algıladıkları fiilleri şuurunda olmadan ve içte bir ürperti duymadan ortaya koyar ve kendilerini ibadetin hakkını vermiş sayarlar.</p>
<p>Hâlbuki Kur&#8217;an-ı Kerim bu ibadetleri nazara verirken, onların tamamiyetini huşu&#8217; ve hudu&#8217; ile yapılmalarına bağlamaktadır. Huşu&#8217;; Allah&#8217;a karşı korku ve sevgi ile boyun eğmektir, gönülden saygı ve inkıyattır. Hudu&#8217;; Allah&#8217;ın azameti karşısında mahviyetle iki büklüm olmaktır, samimi teslimiyettir. Huşu&#8217; ve hudu&#8217; ise; bir kulun, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın azamet, celâl ve ceberûtu ile kendi acz, fakr, ihtiyaç ve küçüklüğünü müşterek mülâhazaya alması sayesinde kalbinin hep saygı ve tâzimle atması; hâl ve beyanlarının da bu telâkkiye tam bir tercüman olmasıdır. Böyle bir kul, yolun başında da sonunda da her zaman edepli davranır, saygıyla oturup-kalkar, haşyet soluklar; meleklerle atbaşı hale gelse bile her zaman mahviyet ve tevazu mırıldanır. İşte, Kur&#8217;an ancak bu hava içinde namazı ikâme edenlere (ve ubudiyette bulunanlara) kurtuluş vaat etmiştir.<span id="more-54"></span></p>
<p>Tabiî, bu ruh haletini yakalayamayan kimselerin namazları da boşa gitmez; onlar da vazifelerini yapmış ve kulluk borçlarını ödemiş olurlar. Ne var ki, böyleleri için bir kurtuluş vaadi söz konusu değildir; onların durumları Allah&#8217;ın rahmetinin enginliğine emanettir; birisinin bir şefaat eli uzatmasına vâbestedir.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim, kurtuluş teminatını huşu&#8217; ve hudu&#8217;ya bağladığı gibi, kudsî hadis diye rivayet edilen hoş bir beyanla Rehber-i Ekmel Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de duaların kabulü hakkında aynı hususa işaret buyurmuştur: &#8220;Cenâb-ı Hak kuluna şöyle ferman etmektedir: Sen gönlünün huşûunu ve gözünün yaşını Bana armağan et, sonra hâcetin ne ise onu Benden iste ki, Ben de icabet edeyim; zira Ben yakınım ve her duada bulunana icâbet ederim.&#8221;</p>
<p>Sözün özü; ötede boş temennilerle çırpınıp durmamak ve can yakıcı bir azaba düçar olmamak için hayatın her anını değerlendirmek, vakit varken düşünüp ibret almak ve gerçekleri bulup onlara sarılmak gerekmektedir. Büluğa erdikten sonra şuurlu olarak bir saat bile yaşasa, özellikle inkâr ve şirk konusunda ötede hiçbir mazeret ileri süremeyecek olan insan, bir de vasatî ömür sayılan altmış seneyi tamamlarsa, artık Cenâb-ı Allah&#8217;ın emir ve yasaklarına tâbi olma konusunda hiçbir mazeret hakkına sahip olamayacaktır.</p>
<p>kaynak: zaman gazetesi/ fasıldan fasıla</p>
<p><center><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2318694931099495";
//468x60, oluşturulma 14.11.2007
google_ad_slot = "0221482063";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--></script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</center></p> <img src="http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~4/446470331" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://maneviyat.bunyaz.com/kurtulusun-teminati-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://maneviyat.bunyaz.com/kurtulusun-teminati-nedir/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Haftanın Duası</title>
		<link>http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~3/446468530/</link>
		<comments>http://maneviyat.bunyaz.com/haftanin-duasi-16/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 12:55:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kara_al</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haftanun Duası]]></category>

		<category><![CDATA[haftanın duası]]></category>

		<category><![CDATA[islam]]></category>

		<category><![CDATA[kürsü]]></category>

		<category><![CDATA[maneviyat]]></category>

		<category><![CDATA[nur]]></category>

		<category><![CDATA[zaman]]></category>
<category>haftanın duası</category><category>islam</category><category>kürsü</category><category>maneviyat</category><category>nur</category><category>zaman</category>
		<guid isPermaLink="false">http://maneviyat.bunyaz.com/?p=53</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Rabbimiz! Dünyaya, ukbâya ve bu iki diyar arasında bir geçit sayılan kabir âlemine ait endişelerimizi emn ü emana çevir.. dualarımıza icabet et.. beslediğimiz ümitlerimizi haybet ve hüsranla neticelendirme.. Yâ Rab! İşte bir kez daha kapına geldik. Rızan televvünlü arzu ve recalarımızı kabulle karşılaman istikametinde içimizi Sana açıyoruz. Ne olur, salih kullarının niyazlarını kabul buyurduğun gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Rabbimiz! Dünyaya, ukbâya ve bu iki diyar arasında bir geçit sayılan kabir âlemine ait endişelerimizi emn ü emana çevir.. dualarımıza icabet et.. beslediğimiz ümitlerimizi haybet ve hüsranla neticelendirme.. Yâ Rab! İşte bir kez daha kapına geldik. Rızan televvünlü arzu ve recalarımızı kabulle karşılaman istikametinde içimizi Sana açıyoruz. Ne olur, salih kullarının niyazlarını kabul buyurduğun gibi bizim dualarımızı da kabul buyur!.&#8221;</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~4/446468530" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://maneviyat.bunyaz.com/haftanin-duasi-16/feed/</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://maneviyat.bunyaz.com/haftanin-duasi-16/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranıştır</title>
		<link>http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~3/432660954/</link>
		<comments>http://maneviyat.bunyaz.com/kocanin-karisini-dovmesi-zalimce-bir-davranistir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Oct 2008 15:30:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bunyaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aktüel]]></category>

		<category><![CDATA[aile yapısı]]></category>

		<category><![CDATA[Din]]></category>

		<category><![CDATA[hocaefendi]]></category>

		<category><![CDATA[islam anlayışı]]></category>

		<category><![CDATA[kadına şiddet]]></category>
<category>aile yapısı</category><category>din</category><category>hocaefendi</category><category>islam anlayışı</category><category>kadına şiddet</category>
		<guid isPermaLink="false">http://maneviyat.bunyaz.com/?p=52</guid>
		<description><![CDATA[Ahmet Kurucan, Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;yi dinledi ve yazdı: &#8216;Kocasının karısını dövmesi zalimce bir davranıştır.&#8217; Kadını dövme bir suçtur, buna karşı koymak nefsi müdafadır.&#8217;
- &#8220;Sigara içmediği halde sigara içenlerle aynı atmosferi paylaşanlar sağlıklarına verdikleri zarardan dolayı onları mahkemeye vermeli ve davacı olmalılar. Eğer sigara içen baba ise, karısı, çocuğu hiç fark etmez, dava açabilmeliler.&#8221; - &#8220;Koca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet Kurucan, Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;yi dinledi ve yazdı: &#8216;Kocasının karısını dövmesi zalimce bir davranıştır.&#8217; Kadını dövme bir suçtur, buna karşı koymak nefsi müdafadır.&#8217;</p>
<p>- &#8220;Sigara içmediği halde sigara içenlerle aynı atmosferi paylaşanlar sağlıklarına verdikleri zarardan dolayı onları mahkemeye vermeli ve davacı olmalılar. Eğer sigara içen baba ise, karısı, çocuğu hiç fark etmez, dava açabilmeliler.&#8221; - &#8220;Koca dayağı yiyen kadınlar, eğer ortada çocukları olmasa boşansınlar derdim.&#8221;</p>
<p>- &#8220;Kocanın karısını dövmesinin &#8216;kuvvetli zayıfı her zaman ezer&#8221; zalim felsefesinden ne farkı var? Siz bana siyerde Efendimiz (sas)&#8217;in, hanımlarına bir tek fiske attığını gösterebilir misiniz? Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer gibi cahiliyenin içinden çıkmış insanların hanımlarına attıkları bir tek tokat var mı? Demek Müslümanlıklarıyla cahiliyeye ait her şeylerini terk etmişler.&#8221;</p>
<p>- &#8220;Hatta kocası tarafından dövülen kadınlar judo, karate, tekvando kurslarına gitse. Kocası bir tokat vuruyorsa, o da iki tokatla karşılık verse.&#8221; Bunu tebessümünden hareketle şaka olarak algılayabilirsiniz; ama arkasından söylediği cümle bu algıya hayır diyor. &#8220;Dövme haksız yere yapılan fiilî bir saldırıdır ve suçtur. Bu saldırıya karşı nefsi müdafaa meşrûdur. Hatta müdafaa etmeme ayrı bir suçtur denebilir.&#8221;<span id="more-52"></span></p>
<p>(Yukardaki cümleler Ahmet Kurucan&#8217;ın Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;den bize aktardığı alıntılar.)İşte yazının tamamı:</p>
<p>KOCANIN KARISINI DÖVMESİ ZALİMCE BİR DAVRANIŞTIR</p>
<p>Öteden beri dar manada koca dayağı geniş manada ise aile içi şiddeti İslam&#8217;ın yumuşak karnı olarak görür çokları. Hanımlarını dövmeyi İslam&#8217;ın kendilerine verdiği bir hak olarak gören Müslüman koca zihniyeti, bu hususta kullandıkları en büyük delillerden biridir.</p>
<p>Doğru mu bu? Önyargıların, ideolojik bakış açılarının, topyekûn inkârı merkeze alan düşmanca yaklaşımların ürünü olan bu hüküm tek kelime ile yanlıştır. Birçok açıdan izahını yapabiliriz bunun. Önce diyalektik mantık içinde şunu söyleyelim; dünden bugüne dünyaya nizam vermeye çalışan Batı medeniyeti içinde koca dayağı İslam ülkelerinden daha az değildir. Bu alanda yapılmış çalışmalarda çıkan sonuç bu hakikati bütün çıplaklığı ile gün yüzüne çıkartmış durumdadır. Hatta koca dayağını eğitimsizliğe bağlayan teoriler, dayağın üniversite mezunu, master-doktorasını yapmış yüksek eğitimli ailelerde görülmesi karşısında iflas etmiş durumdadır. Yazıyı rakamlarla boğmak istemiyorum. Arzu edenler 5-10 dakikalarını alacağı bir internet araştırması ile konuyla alakalı gazete haberlerinden araştırma kurumlarının anket çalışmalarına, insan hakları raporlarından üniversitelerde yapılan master-doktora tezlerine kadar yığınla bilgiye ulaşabilir. Buradan hareketle koca dayağının İslam&#8217;ın ya da Müslüman ailelerin değil, din, dil, ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlık ailesinin dünden bugüne uzanan bir problemi olduğu söylenebilir.</p>
<p>Din, aile içi siddeti açıkça reddeder</p>
<p>Diyalektiği bir kenara bırakıp asla dönelim; öncelikle bazı Müslüman ailelerde sebepleri, dayanmış olduğu temeller ne olursa olsun koca dayağı inkar kabul etmez fiilî bir gerçektir. Ama bu gerçeği İslam&#8217;a mal etmeye kalkmak doğru değildir. Kur&#8217;an ve kavlî, fiilî, takrirî sahih hadisleriyle bütün Müslümanları bağlayıcı değerler manzumesinin adı olan İslam&#8217;da bu uygulamayı ilânihaye destekleyecek bir delil bulmak imkansız denecek ölçüde zordur. Takdir edersiniz ki İslam&#8217;da olan her şey dört başı mamur biçimde Müslümanların hayatında yerini almıyor. Teorik pratikle zaman zaman çelişiyor. İman, imanın yaptırım gücü, cehennem endişesi, cennet, Cemalullah ümidi teorinin pratiğe yansımasında rol oynayan aslî temeller. Bu zaviyeden bakınca Müslüman aileler arasında görülen koca dayağını teorinin pratiğe yansımasında bir sapma olarak değerlendirmek en doğru yaklaşımdır. Beşer tabiatı, dinden onay almayan örf ve âdetler bu sapmaların temelini oluşturmakta ve mevcut uygulamaları desteklemektedir.</p>
<p>Sözün geldiği bu noktada sizleri geçen hafta yaşadığım bir dost meclisine götürmek istiyorum. Hayal dünyanızın derinliği nisbetinde kendinizi o meclisin bir ferdi görebilir; cereyan eden müzakereyi can kulağınızla duyabilirsiniz. Çünkü karşılıklı soru-cevap ve müzakere şeklinde cereyan eden konuşmaları meselenin ehemmiyetine binaen aynıyla aktarmaya çalışacağım.</p>
<p>Dost meclisi tahmin edeceğiniz gibi Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;nin huzuruyla ayrı bir derinlik kazanan bir &#8220;sohbeti canan&#8221; meclisiydi. Çok dar bir dairede, 7-8 kişinin varlığı ile teşekkül etmişti bu meclis. Sabahın erken bir vaktinde konu sigaradan açılmış ve konuşmalar sigaranın zararları, fukahanın mekruh ve haram çizgisinde verdikleri farklı hükümlerin dayanakları, sağlığa verdiği zararın bu hükümlere tesirdeki rolü vb. meseleler üzerinde cereyan ediyordu. Birden başlı başına bir yazıya konu olabilecek bir cümle duydum Hocaefendi&#8217;den. Diyordu ki: &#8220;Sigara içmediği halde sigara içenlerle aynı atmosferi paylaşanlar sağlıklarına verdikleri zarardan dolayı onları mahkemeye vermeli ve davacı olmalılar. Eğer sigara içen baba ise, karısı, çocuğu hiç fark etmez, dava açabilmeliler.&#8221; Bu muhaverenin üzerinden geçen bir hafta içinde meseleyi olduğu gibi kabullendim, hatta fıkhî açıdan destekleyecek delillere de ulaştım ama o an ilk defa duyduğum bir şeydi bu ve çok şaşırdım. Sadece ben mi? Elbette hayır, diğerleri de şaşırmıştı. Bir süre oluşan sessizliği &#8220;çok radikal bir düşünce değil mi?&#8221; sorumla bozdum. Verdiği cevap şu oldu: &#8220;Benim başka radikal düşüncelerim de var o zaman.&#8221; Eskilerin &#8216;cevab-ı hakîm&#8217; dedikleri türden nazik bir üslupla &#8216;hayır, radikal değil&#8217; demekti bu cevabın manası.</p>
<p>&#8216;Nedir o başka radikal düşünceler&#8217; dediğimizde söylediği şeyler, bizim bu yazımıza konu ettiğimiz koca dayağı ile alakalıydı. &#8220;Mesela&#8221; dedi Hocaefendi; &#8220;Koca dayağı yiyen kadınlar, eğer ortada çocukları olmasa boşansınlar derdim.&#8221; Bu düşünce en azından evde sigara içen babayı dava etme ölçüsünde beni şaşırtmıştı. Çünkü fıkhî açıdan bu cümleyi değerlendirdiğinizde karşınıza çıkan boşanma sebebi adına bir içtihattır. Yani koca dayağı hanım tarafından açılacak boşanma davasının sebebi olabilir. Hâlbuki gerek klasik gerekse modern dönemlerde kaleme alınmış fıkıh müdevvenatında, İslam&#8217;a göre meşru boşanma sebepleri arasında müstakil olarak koca dayağını görmeniz mümkün değildir. Eğer bu cümleyi çok iddialı bulduysanız şöyle düzeltebilirim; en azından ben, şu ana kadar yaptığım fıkıh okumalarında koca dayağını müstakil meşru boşanma sebebi sayan içtihadî bir yaklaşıma hiç rastlamadım. Aksine nüşûz/geçimsizlik ve geçimsizliğin kadından kaynaklanma durumunu ele alan içtihadlarda eğer yuvanın devamı, huzurun avdeti bu yolla sağlanacaksa kadının kocası tarafından hafifçe dövülebileceğini okudum.</p>
<p>Sevgi ve saygının muhafazası çok önemlidir</p>
<p>Yalnız bu sözün mantûkundan hareketle &#8220;çocuğu olmayan dayak yiyen kadınlar mutlaka boşansınlar&#8221;, mefhum-u muhalifinden hareketle de &#8220;çocuğu olanlar ise dayak yemeye devam etsin, boşanmasınlar&#8221; manası çıkartılmamalı. Burada önemli olan dayağın müstakil boşanma davası adına gerekçe teşkil edeceğidir. Boşanma davası açıp-açmamada nihai karar tabii ki hanıma aittir. Devam etti Hocaefendi: &#8220;Kocanın karısını dövmesinin &#8216;kuvvetli zayıfı her zaman ezer&#8221; zalim felsefesinden ne farkı var? Siz bana siyerde Efendimiz (sas)&#8217;in, hanımlarına bir tek fiske attığını gösterebilir misiniz? Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer gibi cahiliyenin içinden çıkmış insanların hanımlarına attıkları bir tek tokat var mı? Demek Müslümanlıklarıyla cahiliyeye ait her şeylerini terk etmişler.&#8221;</p>
<p>Efendimiz&#8217;in, hanımlarına bir tek fiske atmadığını biliyorduk ama bunun kuvvetli zayıfı ezer zalim felsefesi ile izahını ilk defa duyuyordum. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer&#8217;in hanımlarına tokat vurmamasını Müslümanlıklarıyla izahı oldukça önemli bir noktaydı.</p>
<p>Bitti mi? Hayır. Daha çarpıcı bir şey söyledi bu çerçevedeki sözlerinin sonunda. Dedi ki tebessüm ederek: &#8220;Hatta kocası tarafından dövülen kadınlar judo, karate, tekvando kurslarına gitse. Kocası bir tokat vuruyorsa, o da iki tokatla karşılık verse.&#8221; Bunu tebessümünden hareketle şaka olarak algılayabilirsiniz; ama arkasından söylediği cümle bu algıya hayır diyor. &#8220;Dövme haksız yere yapılan fiilî bir saldırıdır ve suçtur. Bu saldırıya karşı nefsi müdafaa meşrûdur. Hatta müdafaa etmeme ayrı bir suçtur denebilir.&#8221;</p>
<p>Bu düşüncelerin sehl-i mümteni bir üslupla, sıradan sayılacak bir sohbet atmosferinde dile getirilmiş olması kimseyi yanıltmasın. Bunlar usul ve furuu ile fıkhî anlamda yeni yeni içtihadlara kaynaklık edebilecek derin manalar taşıdığı gibi, sosyal alanda kabil iltiyâm olmayan problemlerimize dinin yaptırım gücünü önceleyen çözüm önerilerini bünyesinde barındırmaktadır. Yalnız bu yaklaşımların feminist bir mantıkla ele alınıp istismar edilmemesi lazım. Dayak ile neticelenen geçimsizliklerde gözetilmesi gereken başka hayati noktalar da vardır. Eşler arasında yitirilen saygı ve sevgi bunların en başında gelir ama bunlar müstakil bir yazının konusudur.</p>
<p>Bitirirken, Hocaefendi&#8217;ye ait bu düşünceleri hanımlarına dayak atmayı İslamî bir hak olarak görenlerle, koca dayağını İslam&#8217;ın yumuşak karnı olarak gösterenlerin mütalaalarına, insaf ve iz&#8217;anlarına havale ediyorum.<br />
AHMET KURUCAN</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~4/432660954" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://maneviyat.bunyaz.com/kocanin-karisini-dovmesi-zalimce-bir-davranistir/feed/</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://maneviyat.bunyaz.com/kocanin-karisini-dovmesi-zalimce-bir-davranistir/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Tesettürü hafife alanlarla tartışılmaz</title>
		<link>http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~3/287072867/</link>
		<comments>http://maneviyat.bunyaz.com/tesetturu-hafife-alanlarla-tartisilmaz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 20:30:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bunyaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[kürsü]]></category>

		<category><![CDATA[Din]]></category>

		<category><![CDATA[emir]]></category>
<category>dini emir</category><category>saygı</category><category>Tesettür</category>
		<guid isPermaLink="false">http://maneviyat.bunyaz.com/?p=51</guid>
		<description><![CDATA[İslam&#8217;ın en küçük emrini bile hafife almak dinen çok sakıncalıdır. Tesettür meselesinin son günlerde bilhassa bazıları tarafından politize edilerek ayağa düşürülmek istendiğine esefle şahit oluyoruz.Tesettür, gerçi dinin esasını teşkil eden imanî meselelerden değildir; İslâm&#8217;ın beş şartı arasında da yer almaz. Fakat Kur&#8217;an&#8217;ın açık emridir. Farziyeti, hem Kur&#8217;an&#8217;la, hem Sünnet-i sahiha ile, hem de 14 asırlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İslam&#8217;ın en küçük emrini bile hafife almak dinen çok sakıncalıdır. Tesettür meselesinin son günlerde bilhassa bazıları tarafından politize edilerek ayağa düşürülmek istendiğine esefle şahit oluyoruz.Tesettür, gerçi dinin esasını teşkil eden imanî meselelerden değildir; İslâm&#8217;ın beş şartı arasında da yer almaz. Fakat Kur&#8217;an&#8217;ın açık emridir. Farziyeti, hem Kur&#8217;an&#8217;la, hem Sünnet-i sahiha ile, hem de 14 asırlık İslâm tarihindeki uygulamalarla sabittir. Nur Suresi 31. âyetinde mü&#8217;min kadınların başlarını, boyunlarından ve göğüslerinden de açık bir yer bırakmayacak şekilde örtmeleri emredilmektedir. Kur&#8217;an-ı Kerim, bununla iktifa etmemiştir. Düşünün ki, Peygamber Efendimiz&#8217;in pak zevceleri, hükmen bütün mü&#8217;minlerin anneleridir. Peygamberimiz&#8217;den sonra da kendileriyle evlenmek bütün mü&#8217;min erkeklere haram kılınmıştır. Böyle iken, yani onlar bütün mü&#8217;min erkeklere haram iken, Ahzab Sure-i celilesi 59. âyetinde sadece mü&#8217;min kadınlara değil, Peygamber Efendimiz&#8217;in pak zevcelerine, annelerimize, bütün mü&#8217;minlerin annelerine de, &#8220;Dış örtülerini, cilbablarını üzerlerine salsınlar&#8221; şeklinde, Sünnet-i sahihanın ve İslâm tarihindeki bütün uygulamaların ortaya koyduğu üzere, el, ayak ve mezheb-i Hanefiye&#8217;de yüz dışında bütün vücudun bol bir elbise ile örtülmesi emredilmektedir. Arz edildiği gibi, başın tamamını içine alacak şekilde tesettür emri, yalnız Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;le değil, aksine hiçbir ihtimal vermeyecek şekilde Sünnet-i sahiha ile ve İslâm tarihindeki uygulamalarla sabittir. Bu hususta müfessirler, muhaddisler, fakihler arasında farklı ve aykırı görüş belirten olmamıştır. yazının <a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=687033">devamı</a></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~4/287072867" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://maneviyat.bunyaz.com/tesetturu-hafife-alanlarla-tartisilmaz/feed/</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://maneviyat.bunyaz.com/tesetturu-hafife-alanlarla-tartisilmaz/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Haftanın Duası</title>
		<link>http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~3/278929685/</link>
		<comments>http://maneviyat.bunyaz.com/haftanin-duasi-15/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Apr 2008 19:04:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kara_al</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haftanun Duası]]></category>

		<category><![CDATA[dua]]></category>

		<category><![CDATA[dua oku]]></category>

		<category><![CDATA[haftanın duası]]></category>

		<category><![CDATA[nasıl dua edilir]]></category>
<category>dua</category><category>dua oku</category><category>haftanın duası</category><category>kuran</category><category>nasıl dua edilir</category>
		<guid isPermaLink="false">http://maneviyat.bunyaz.com/?p=50</guid>
		<description><![CDATA[ Rabb&#8217;imiz! İşte ellerimiz, Sana kalkmış halde.. kalblerimiz, Sana tevekkül duygusuyla dopdolu.. ve biz huzurunda kemerbeste-i ubûdiyet içinde elpençe divan duruyoruz.Senin güzel isimlerini, ulvî sıfatlarını, kitaplarında indirdiğin ve peygamberlerine bildirdiğin kelimelerini şefaatçi yaparak günahlarımızı bağışlamanı, kalblerimizi tertemiz hale getirmeni ve bizleri, nebîlerle, sıddıklarla, şehitlerle ve salih kullarınla beraber eylemeni dileniyoruz.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="float: left;" src="http://www.kurandadua.com/images/konular/Kuranda_Dua/dua_3.jpg" alt="" width="104" height="117" /> Rabb&#8217;imiz! İşte ellerimiz, Sana kalkmış halde.. kalblerimiz, Sana tevekkül duygusuyla dopdolu.. ve biz huzurunda kemerbeste-i ubûdiyet içinde elpençe divan duruyoruz.Senin güzel isimlerini, ulvî sıfatlarını, kitaplarında indirdiğin ve peygamberlerine bildirdiğin kelimelerini şefaatçi yaparak günahlarımızı bağışlamanı, kalblerimizi tertemiz hale getirmeni ve bizleri, nebîlerle, sıddıklarla, şehitlerle ve salih kullarınla beraber eylemeni dileniyoruz.</p>
<p><object classid="clsid:6bf52a52-394a-11d3-b153-00c04f79faa6" width="250" height="75" codebase="http://activex.microsoft.com/activex/controls/mplayer/en/nsmp2inf.cab#Version=5,1,52,701"><param name="url" value="http://content.zaman.com.tr/extentions/multimedia/seslihaber/kursu/2008-04-25/haftaninduasi.mp3" /><embed type="application/x-mplayer2" width="250" height="75" src="http://content.zaman.com.tr/extentions/multimedia/seslihaber/kursu/2008-04-25/haftaninduasi.mp3"></embed></object></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~4/278929685" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://maneviyat.bunyaz.com/haftanin-duasi-15/feed/</wfw:commentRss>
<enclosure url="http://content.zaman.com.tr/extentions/multimedia/seslihaber/kursu/2008-04-25/haftaninduasi.mp3" length="1802593" type="audio/mpeg" />
		<media:content url="http://content.zaman.com.tr/extentions/multimedia/seslihaber/kursu/2008-04-25/haftaninduasi.mp3" fileSize="1802593" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Rabb&amp;#8217;imiz! İşte ellerimiz, Sana kalkmış halde.. kalblerimiz, Sana tevekkül duygusuyla dopdolu.. ve biz huzurunda kemerbeste-i ubûdiyet içinde elpençe divan duruyoruz.Senin güzel isimlerini, ulvî sıfatlarını, kitaplarında indirdiğin ve peygamberleri</itunes:subtitle><itunes:summary> Rabb&amp;#8217;imiz! İşte ellerimiz, Sana kalkmış halde.. kalblerimiz, Sana tevekkül duygusuyla dopdolu.. ve biz huzurunda kemerbeste-i ubûdiyet içinde elpençe divan duruyoruz.Senin güzel isimlerini, ulvî sıfatlarını, kitaplarında indirdiğin ve peygamberlerine bildirdiğin kelimelerini şefaatçi yaparak günahlarımızı bağışlamanı, kalblerimizi tertemiz hale getirmeni ve bizleri, nebîlerle, sıddıklarla, şehitlerle ve salih kullarınla beraber eylemeni dileniyoruz. </itunes:summary><itunes:keywords>Haftanun Duası, dua, dua oku, haftanın duası, nasıl dua edilir, dua, dua oku, haftanın duası, kuran, nasıl dua edilir</itunes:keywords><feedburner:origLink>http://maneviyat.bunyaz.com/haftanin-duasi-15/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>RİSALE-İ NURDAN ÖNEMLİ BİR PARÇA: 1.LEM’A, YUNUS AS. KISSASI</title>
		<link>http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~3/277915795/</link>
		<comments>http://maneviyat.bunyaz.com/risale-i-nurdan-onemli-bir-parca-1lem%e2%80%99a-yunus-as-kissasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Apr 2008 17:40:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kara_al</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aktüel]]></category>

		<category><![CDATA[Risale-i Nur'dan]]></category>
<category>bediüzzaman said nursi</category><category>hz. yunus</category><category>lemlar</category><category>risale oku</category><category>risale-i nur</category>
		<guid isPermaLink="false">http://maneviyat.bunyaz.com/risale-i-nurdan-onemli-bir-parca-1lem%e2%80%99a-yunus-as-kissasi/</guid>
		<description><![CDATA[&#34;karakalem.net&#8216;ten alınan bu yazı Halil K&#246;pr&#252;c&#252;oğlu&#8217;na aittir&#34;.
YILLAR İ&#199;ERİSİNDE onlarca, belki y&#252;zlerce okuduğum 1. Lem&#8217;a hakkında m&#252;talaalı bir&#231;ok dersten sonra &#246;nemli n&#252;anslar ihtiva eden bir konuma gelen zihnimdekileri arkadaşlarıma da faydası olur d&#252;ş&#252;ncesiyle aktarmak istedim.  Belki gazete gibi okuduğumuz i&#231;in ondaki bu farklılıkları ilk okumalarımda fark edemedim. Yıllar ve farklı arkadaşlarımın fehimleriyle bug&#252;n farklı manaları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&quot;<a href="http://www.karakalem.net/">karakalem.net</a>&#8216;ten alınan bu yazı Halil K&ouml;pr&uuml;c&uuml;oğlu&#8217;na aittir&quot;.</p>
<p>YILLAR İ&Ccedil;ERİSİNDE onlarca, belki y&uuml;zlerce okuduğum 1. Lem&rsquo;a hakkında m&uuml;talaalı bir&ccedil;ok dersten sonra &ouml;nemli n&uuml;anslar ihtiva eden bir konuma gelen zihnimdekileri arkadaşlarıma da faydası olur d&uuml;ş&uuml;ncesiyle aktarmak istedim.  Belki gazete gibi okuduğumuz i&ccedil;in ondaki bu farklılıkları ilk okumalarımda fark edemedim. Yıllar ve farklı arkadaşlarımın fehimleriyle bug&uuml;n farklı manaları algıladığımı sanıyorum. Yıllar ge&ccedil;tik&ccedil;e inşallah daha yeni ufuklara da ulaşırız.  Sizler onu tekrar okurken, zahir&icirc; manaları yanında birikimlerinizi ve bu yazdıklarımı da ekleyerek tekrar değerlendirebilirsiniz.<span id="more-49"></span>  A- Metnin &ouml;ncesinde ayet-i kerimelerden dua niteliğinde yedi b&ouml;l&uuml;m sıralanır ve &ldquo;&hellip; her zaman, hususan mağrib ve iş&acirc; ortasında 33 &#8216;er defa okunması &ccedil;ok faziletli bulunan mezk&ucirc;r kelim&acirc;t-ı m&uuml;bareke&rdquo; olduklarından bahsedilerek, ASM.&rsquo;ın ve Yunus AS.&rsquo;ın okuduğu da belirtilerek, okunması istenir. Bunlardan ilk altısını Bedi&uuml;zzaman Tesbihatının son kısmına da koymuş ve mağrib ve iş&acirc; ortasında 33 &#8216;er defa okumuş, okunmasını talep etmiştir. O&rsquo;nun tesbihatının tamamen S&uuml;nnete uygun olduğuna olan itikadımı daha &ouml;nce A.Badıllı Ağabeyin R.Nurun Kuds&icirc; Kaynakları adlı eserinden de pekiştirince bu dua nitelikli ayetlere daha da dikkat ettim. Her birisi TEMEL ESASLAR ihtiva ediyordu ve hepsi birbirinin m&uuml;temmimi sayılabilecek mahiyetteydi. G&uuml;nl&uuml;k hayatta prensip olması gereken &ouml;l&ccedil;&uuml;lerden sayılırlardı ve aşağıda 1.Lem&rsquo;ada anlatılacağı gibi &ccedil;ok &ouml;nemli mahiyet arz ediyorlardı. Burada anlatılanlar &ccedil;er&ccedil;evesiyle bakılırsa farklılık a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;r&uuml;lebilir. <a href="http://www.karakalem.net/?article=2873" target="_blank">DEVAMINI SİTEDEN OKUYABİLİRSİNİZ.</a></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~4/277915795" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://maneviyat.bunyaz.com/risale-i-nurdan-onemli-bir-parca-1lem%e2%80%99a-yunus-as-kissasi/feed/</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://maneviyat.bunyaz.com/risale-i-nurdan-onemli-bir-parca-1lem%e2%80%99a-yunus-as-kissasi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Kutlu Doğum Haftası</title>
		<link>http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~3/277915796/</link>
		<comments>http://maneviyat.bunyaz.com/kutlu-dogum-haftasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Apr 2008 17:25:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kara_al</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aktüel]]></category>
<category>Allah</category><category>dua</category><category>Hz. Muhammed</category><category>iman</category><category>kutlu doğum haftası</category>
		<guid isPermaLink="false">http://maneviyat.bunyaz.com/kutlu-dogum-haftasi/</guid>
		<description><![CDATA[
&#220;lkemizde Kutlu Doğum Haftası olarak 14-20 Nisan tarihleri belirlenmiştir. Kutlu Doğum Haftası Hz. Muhammed (sas)&#8217;in d&#252;nyayı nurlandırdığı Reb&#252;evvel ayının 12. gecesinin i&#231;inde yer aldığı haftadır. O&#8217;nu (sas) bu hafta i&#231;inde daha &#231;ok d&#252;ş&#252;nmeli ve O&#8217;nu (sas) yaşamalıyız. O&#8217;nu (sas) d&#252;ş&#252;nd&#252;k&#231;e g&#246;zlerimiz dolmalı, kalbimimizin ritmi artmalı, i&#231;imiz &#252;rpermeli. Bizi aydınlığa &#231;ıkaran, uğruna yaratıldığımız, Allah&#8217;ın (cc) habibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="file:///C:/DOCUME~1/ae/LOCALS~1/Temp/moz-screenshot.jpg" /></p>
<p><img width="271" height="211" align="left" alt="" src="http://www.kutludogumhaftasi.com/afisvelogo/kdhzemin.gif" style="margin-right: 10px;" />&Uuml;lkemizde Kutlu Doğum Haftası olarak 14-20 Nisan tarihleri belirlenmiştir. Kutlu Doğum Haftası Hz. Muhammed (sas)&#8217;in d&uuml;nyayı nurlandırdığı Reb&uuml;evvel ayının 12. gecesinin i&ccedil;inde yer aldığı haftadır. O&#8217;nu (sas) bu hafta i&ccedil;inde daha &ccedil;ok d&uuml;ş&uuml;nmeli ve O&#8217;nu (sas) yaşamalıyız. O&#8217;nu (sas) d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;k&ccedil;e g&ouml;zlerimiz dolmalı, kalbimimizin ritmi artmalı, i&ccedil;imiz &uuml;rpermeli. Bizi aydınlığa &ccedil;ıkaran, uğruna yaratıldığımız, Allah&#8217;ın (cc) habibi (sevgilisi) olan Peygamberimiz&#8217;e (sas) bol bol salavat getirmeliyiz. (&quot;Allahumme salli&nbsp; ala seyyidine Muhammed&quot; gibi diğer salavatlar i&ccedil;in <a href="http://islamdakiler.blogcu.com/4588566" target="_blank">tıklayınız</a>.)&nbsp; T&uuml;m&nbsp; illerimizde Diyanet&nbsp; İşleri&nbsp; Başkanlığı&#8217;nın &ouml;nc&uuml;l&uuml;ğ&uuml;nde ilmi ve k&uuml;lt&uuml;rel etkinlikler d&uuml;zenlenmekte. Bizde bu etkinliklere katılmalı&nbsp; bir gece sahi olsa O&#8217;nu (sas) anmalıyız.<a href="http://www.diyanet.gov.tr/turkish/default.asp" target="_blank"> diyanet.gov.tr</a>,&nbsp; <a target="_blank" href="http://www.kutludogumhaftasi.com/">kutludoğum.com</a> , <a target="_blank" href="http://2008.kutludogum.org/">2008.kutludoğum.org</a> , <a target="_blank" href="http://www.kutludogum.net/index2.php">kutludoğum.net </a>adlı siteleri ziyaret edip daha geniş bilgi edinebilir ve neler yapabileceğimizi &ouml;ğrenebiliriz. <a target="_blank" href="http://www.diyanet.gov.tr/turkish/sinav/kdogum7.asp">Buradan</a> da Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın il il hazırladığı programların i&ccedil;eriğini ve takvimini &ouml;ğrenebilirsiniz.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~4/277915796" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://maneviyat.bunyaz.com/kutlu-dogum-haftasi/feed/</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://maneviyat.bunyaz.com/kutlu-dogum-haftasi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Deryadan Katreler (Dinimizin ahlakı haya!)</title>
		<link>http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~3/277915797/</link>
		<comments>http://maneviyat.bunyaz.com/deryadan-katreler-dinimizin-ahlaki-haya/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Mar 2008 16:27:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kara_al</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Deryadan Katreler]]></category>
<category>deryadan katreler</category><category>edeb</category><category>hadis</category><category>hadis oku</category><category>haya</category><category>Hz. Muhammed</category>
		<guid isPermaLink="false">http://maneviyat.bunyaz.com/deryadan-katreler-dinimizin-ahlaki-haya/</guid>
		<description><![CDATA[
Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam&#8217;ın ahlakı hayadır. 
&#160;
Zeyd İbnu Talha İbnu R&#252;kane
&#160;
&#160;Hadis-i Şerif&#8217;in detaylarına ulaşmak ve haya-edep- iffet ile ilgili yazıyı okumak&#160; i&#231;in buraya tıklayın.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><img width="167" height="159" align="left" style="margin-right: 10px;" src="http://www2.irib.ir/worldservice/turkishradio/pic2/hzzeynabve/v_zeinab_9.jpg" alt="" /></p>
<p align="center">Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam&#8217;ın ahlakı<a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=haya" target="_blank"> hayadır. </a></p>
<div align="left">&nbsp;</div>
<p align="center">Zeyd İbnu Talha İbnu R&uuml;kane</p>
<div align="left">&nbsp;</div>
<p align="center">&nbsp;Hadis-i Şerif&#8217;in detaylarına ulaşmak ve haya-edep- iffet ile ilgili yazıyı okumak&nbsp; i&ccedil;in <a href="http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1225" target="_blank">buraya tıklayın.</a></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~4/277915797" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://maneviyat.bunyaz.com/deryadan-katreler-dinimizin-ahlaki-haya/feed/</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://maneviyat.bunyaz.com/deryadan-katreler-dinimizin-ahlaki-haya/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Mesnevi’den (Tevekkül mü? Çalışmak mı?)</title>
		<link>http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~3/277915798/</link>
		<comments>http://maneviyat.bunyaz.com/mesneviden-tevekkul-mu-calismak-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Mar 2008 16:14:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kara_al</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Mesneviden]]></category>
<category>mesnevi</category><category>mesnevi oku</category><category>mesneviden hikayeler</category><category>mevlana</category>
		<guid isPermaLink="false">http://maneviyat.bunyaz.com/mesneviden-tevekkul-mu-calismak-mi/</guid>
		<description><![CDATA[ 			 		G&#252;zel bir derede av hayvanları, aslan korkusundan ıstırap i&#231;indeydiler. &#199;&#252;nk&#252; aslan, daima pusudan &#231;ıkıp birisini kapmaktaydı. O otlak bu y&#252;zden hepsine fena geliyordu. Hileye baş vurdular; aslanın huzuruna geldiler: &#8220;Biz sana g&#252;ndelikle yiyecek verip doyuralım. Bundan sonra hi&#231;bir av peşine d&#252;şme ki bu otlak bize zehrolmasın.&#8221;dediler.  Aslan dedi ki: &#8220;Hileye uğramasam, vefa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="148" height="148" align="left" style="margin-right: 10px;" src="http://www.mevlana.net/images/whirl_4.gif" alt="" /> 			 		G&uuml;zel bir derede av hayvanları, aslan korkusundan ıstırap i&ccedil;indeydiler. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; aslan, daima pusudan &ccedil;ıkıp birisini kapmaktaydı. O otlak bu y&uuml;zden hepsine fena geliyordu. Hileye baş vurdular; aslanın huzuruna geldiler: &ldquo;Biz sana g&uuml;ndelikle yiyecek verip doyuralım. Bundan sonra hi&ccedil;bir av peşine d&uuml;şme ki bu otlak bize zehrolmasın.&rdquo;dediler.  Aslan dedi ki: &ldquo;Hileye uğramasam, vefa g&ouml;recek olsam dediğiniz doğru. Ben şundan bundan &ccedil;ok hileler g&ouml;rm&uuml;ş&uuml;md&uuml;r.  İnsanların yaptıkları işlerden, ettikleri hilelerden helak olmuşum; o yılanlar, o akrepler tarafından &ccedil;ok ısırılmışım.  İ&ccedil;inde pusu kurmuş olan nefis ise, kibir ve kin bakımından b&uuml;t&uuml;n adamlardan beterdir.  Benim kulağım &ldquo;m&uuml;min, bir zehirli hayvan deliğinden iki kere dağlanmaz&rdquo; s&ouml;z&uuml;n&uuml; işitti; Peygamberin s&ouml;z&uuml;n&uuml; canla g&ouml;n&uuml;lle kabul etti.&rdquo;  Hepsi dediler ki: &ldquo;Ey halden haberdar hakim! <span id="more-46"></span>&Ccedil;ekinmeyi bırak; &ccedil;ekinme, insanı kaderin h&uuml;k&uuml;mlerinden kurtaramaz. Kaderden &ccedil;ekinmekte perişanlık ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;k vardır, y&uuml;r&uuml;, tevekk&uuml;l et ki tevekk&uuml;l, hepsinden iyidir.  Ey k&ouml;t&uuml; hiddetli adam! Kaza ile pen&ccedil;eleşme ki kaza da seninle kavgaya tutuşmasın.  Tanyerini ağartan Tanrı&rsquo;dan bir zarar gelmemesi i&ccedil;in kulun Hak h&uuml;km&uuml;ne karşı &ouml;l&uuml; gibi olması lazımdır.&rdquo;  Aslan: &ldquo;Evet, tevekk&uuml;l kılavuzsa da bu sebebe teşebb&uuml;s de, Peygamber&rsquo;in s&uuml;nnetidir.  Peygamber, y&uuml;ksek sesle &ldquo;Tevekk&uuml;lle beraber yine devenin ayağını bağla&rdquo; dedi.  &ldquo;&Ccedil;alışan kimse Tanrı sevgilisidir&rdquo; işaretini dinle; tevekk&uuml;lden dolayı esbaba teşebb&uuml;s hususunda tembel olma&rdquo; dedi.  Hayvanlar ona: &ldquo;&Ccedil;alışıp kazanma, bil ki, halkın itikat zayıflığı y&uuml;z&uuml;nden, harislerin boğazları miktarınca bir riya lokmasıdır.  Tevekk&uuml;lden daha g&uuml;zel bir kazan&ccedil; yoktur. Esasen Hak&rsquo;ka teslim olmadan daha sevgili ne var?  &Ccedil;okları beladan belaya; yılandan ejderhaya sı&ccedil;rarlar. İnsan hile etti ama hilesi kendisine tuzak oldu&#8230; can sandığı, i&ccedil;ici bir d&uuml;şman kesildi! Kapıyı kapadı, halbuki d&uuml;şman evinin i&ccedil;indeydi. Firavun&rsquo;un hile ve tedbiri de işte buna benzer masallardandı.O kin g&uuml;d&uuml;c&uuml;, y&uuml;z binlerce &ccedil;ocuk &ouml;ld&uuml;rd&uuml;; aradığı ise evinin i&ccedil;inde idi.  Madem ki bizim g&ouml;z&uuml;m&uuml;zde bir &ccedil;ok illet var; y&uuml;r&uuml; kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; dostun g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nde yok et! Bizim g&ouml;r&uuml;ş&uuml;m&uuml;ze bedel onun g&ouml;r&uuml;ş&uuml;, ne g&uuml;zel bir karşılıktır. B&uuml;t&uuml;n maksatları onun g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nde bulursun.  &Ccedil;ocuk; tutucu, koşucu değilken ancak babasının omuzuna biner. Halkın canları; el ayak sahibi olmazdan, beden kaydına d&uuml;şmezden evvel vefadan sefaya u&ccedil;uyordu.  Vakta ki&rdquo;İniniz&rdquo; emriyle hapis olundular, hiddet, hırs, kanaat ve zaruret kayıtlarına d&uuml;şt&uuml;ler. Biz Hak&rsquo;kın hayali ve s&uuml;t isteyen yavrularıyız. (Peygamber) &ldquo;Halk Tanrı hayalidir&rdquo; dedi. G&ouml;kten yağmur veren, rahmetiyle can vermeye de kadirdir&rdquo; dediler.  Aslan dedi ki: &ldquo;Evet ama Kulların Tanrı&rsquo;sı bizim ayağımızın &ouml;n&uuml;ne bir merdiven koydu. Dama doğru basamak basamak &ccedil;ıkmalı burada cebri olmak ham tamahtır.  Ayağın var, nasıl olur da kendini topal edersin; elin var niye pen&ccedil;eni saklarsın?  Efendi, k&ouml;lenin eline beli verince s&ouml;ylemeden dileği malum olur. Bel gibi olan el de, Tanrı işaretlerindendir. Sonu d&uuml;ş&uuml;nmek hassası da onun ibarelerindendir. Tanrı&rsquo;nın işaretlerini canına nakş ederek ve o işarete vefakarlık ederek can verirsen.  Sana nice sır işaretleri bahşeyler; senden y&uuml;k&uuml; kaldırır, seni iş g&uuml;&ccedil; sahibi eder.Şimdi y&uuml;k altındasın; Tanrı seni y&uuml;kler, bidirir&#8230; Şimdi onun emrini kabul etmektesin; sonra seni makbul eder.  Şimdi onun emrini kabul etmişsin, sonra o emirleri s&ouml;ylersin. Şimdi vuslat arıyorsun, ondan sonra da vasıl olursun. Tanrı&rsquo;ını nimetlerine ş&uuml;kretmeye &ccedil;alışmak kudrettir. Senin cebriliğin ise o nimeti inkardır.  Onun verdiği kudrete ş&uuml;kretmek kudretini arttırır. Cebir ise nimeti elinden &ccedil;ıkarır. Senin cebriliğin yolda uyumaktır, uyuma; o kapıyı, o dergahı g&ouml;rmedik&ccedil;e uykuya dalma! Ki r&uuml;zgar her anda dalları silkip başına &ccedil;erez ve azık d&ouml;ks&uuml;n.  Cebre inanmakla yol kesen haydutlar arasında uyumak m&uuml;savidir. Vakitsiz &ouml;ten kuş nasıl olur da kurtulur? Eğer onun işaretlerine burun b&uuml;k&uuml;yorsan kendini erkek mi sanıyorsun! Sendeki bu kadarcık akıl da zayi olur, aklı u&ccedil;an başsa buyruk kesilir!  Zira ş&uuml;k&uuml;r etmemek uğursuz ve ayıp bir şeydir; o hal, ş&uuml;kretmeyeni, ta ateşin dibine kadar &ccedil;eker g&ouml;t&uuml;r&uuml;r.Tevekk&uuml;l ediyorsan &ccedil;alışmak hususunda tevekk&uuml;l et; kazan da sonra Tanrı&rsquo;ya dayan!&rdquo;  Hepsi ona bağırarak dediler ki: &ldquo;Sebep tohumlarını eken o harisler&#8230;&rdquo;  Kadın, erkek nice y&uuml;z binlerce kişi, neden oldu da zamanın menfaatlerinden mahrum kaldılar? D&uuml;nyanın başlangıcından beri y&uuml;z binlerce kavim, ejderha gibi ağız a&ccedil;mışlar;O bilgili, idrakli kavimle hileler d&uuml;zm&uuml;şler, tedbirlerde bulunmuşlardır. &Ouml;yle tedbirler ki o tedbirlerle dağ bile ta dibinden kopar, yerinden ayrılırdı.  Tanrı, onların hile ve tedbirini &ldquo;o tedbirler y&uuml;z&uuml;nden dağların tepeleri bile oynar, yıkılır, d&uuml;md&uuml;z olurdu&rdquo; diye &ouml;vd&uuml;.  (Bunca tedbirlerine rağmen) o avlanmalarından, o &ccedil;alışmalarından ezelde verilen kısmetten başka bir şey y&uuml;z g&ouml;stermedi&#8230; Hepsi tedbirlerden de aciz kaldılar, &ccedil;alışmadan da; ortada Tanrı&rsquo;nın işi ve h&uuml;k&uuml;mleri kaldı.  Adı sanı belli kişi! Kazanmayı bir addan başka bir şey bilme; ey kurnaz ve hilekar adam! &Ccedil;alışmayı bir vehimden başka bir şey sanma.&rdquo;  Saf bir adam, bir kuşluk &ccedil;ağında koşa koşa S&uuml;leyman&rsquo;ın adalet sarayına erişti.Y&uuml;z&uuml; gamdan sararmış, dudakları morarmıştı. S&uuml;leyman ona &ldquo;Efendi ne oldu?&rdquo; dedi.O &ldquo;Azrail, bana &ouml;yle bir hışımla, &ouml;yle bir kinle baktı ki&#8230;&rdquo; dedi.S&uuml;leyman &ldquo;Peki şimdi ne diliyorsan dile bakalım&rdquo; dedi. O dedi ki: &ldquo;Ey canları koruyan r&uuml;zgara emret; Beni ta Hindistan&rsquo;a g&ouml;t&uuml;rs&uuml;n; belki kullunuz oraya gidince canını kurtarır.&rdquo;  İşte halk fakirlikten b&ouml;yle korkar. Onun i&ccedil;in insanlar hırs, emele lokma olurlar.Fakirlikten korkmak tıpkı o adamın &ouml;l&uuml;mden korkmasına benzer. Hırsı, &ccedil;alışmayı da sen Hindistan farz et!  S&uuml;leyman r&uuml;zgara emretti; r&uuml;zgar da onu derhal Hindistan&rsquo;da bir adaya g&ouml;t&uuml;rd&uuml;. Ertesi g&uuml;n S&uuml;leyman, divan vakti halkla buluşunca Azrail&rsquo;e dedi ki: &ldquo;O m&uuml;sl&uuml;mana ne sebeple hışımla baktın? Ey Tanrı el&ccedil;isi, bana anlat. Acaba bu işi o adamın han&uuml;manından avare etmek i&ccedil;in mi yaptın?  Azrail, cevaben dedi ki: &ldquo;Ey cihanın zevalsiz padişahı! O ters anladı; ona hayal g&ouml;r&uuml;nd&uuml;. Ben ona hışımla ne vakit baktım? Onu yol uğrağında g&ouml;r&uuml;nce şaşırdım.&Ccedil;&uuml;nk&uuml; Hak bana &ldquo;Haydi bug&uuml;n var onun canını Hindistan&rsquo;da al&rdquo; buyurdu. Taac&uuml;ple &ldquo;y&uuml;z tane kanadı olsa Hindistan&rsquo;a gitmesi yine uzak&rdquo; dedim.  İşte sen d&uuml;nya işlerini hep buna kıyas et, g&ouml;z&uuml;n&uuml; a&ccedil; ta g&ouml;r! Kimden ka&ccedil;ıyoruz, kendimizden mi? Ne olmayacak şey! Kimden kapıp kurtarıyoruz, Hak&rsquo;tan mı? Ne boş zahmet.  Aslan dedi ki: &ldquo;Doğru ama Peygamberlerin, m&uuml;minlerin &ccedil;alışmalarını da g&ouml;r. Cefadan, kahırdan ne g&ouml;rd&uuml;lerse m&uuml;kafata nail oldular; Tanrı onların m&uuml;cadelesini zayi etmedi.  Onların baş vurdukları &ccedil;areler her hususta latif oldu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; zariften ne gelirse zariftir.Tuzakları felek kuşunu tuttu; noksanları tamamen sayıldı.  Ey ulu kişi! Nebilerin ve velilerin yolunda &ccedil;alış. Kaza ve kaderle pen&ccedil;eleşmek m&uuml;cadele sayılmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bizi pen&ccedil;eleştiren, savaştıran da kaza ve kaderdir.  Bir kimsenin iman ve itaat yolunda y&uuml;r&uuml;y&uuml;p de bir an bile ziyan etmişse kafirim!  Başın yarılmamış, şu başını bağlama. Birka&ccedil; g&uuml;n &ccedil;alış da ondan sonra g&uuml;l!  D&uuml;nyayı arayan kimse olmayacak ve k&ouml;t&uuml; bir şey aradı. Ukbayı arayansa kendine iyi bir hal aramış oldu.D&uuml;nya kazancı i&ccedil;in &ccedil;arelere baş vurmak soğuk bir şeydir. D&uuml;nyayı terk etmek i&ccedil;in &ccedil;arelere baş vurmak ise caizdir, emredilmiştir.Hile ve &ccedil;are diye bir zindanı delip &ccedil;ıkmaya derler. Yoksa birisi zaten a&ccedil;ılmış deliği kapatırsa yaptığı iş, soğuk ve ters bir iştir.Bu d&uuml;nya zindanıdır, biz de zindandaki mahkumlarız. Zindanı del kendini kurtar!  D&uuml;nya nedir? Tanrı&rsquo;dan gafil olmaktır. Kumaş, para, &ouml;l&ccedil;&uuml;p tartarak ticaret yapmak ve kadın; d&uuml;nya değildir. Din yolunda sarf etmek &uuml;zere kazandığı mala, Peygamber &ldquo;ne g&uuml;zel mal&rdquo; demiştir.  Suyun gemi i&ccedil;inde olması geminin batmasıdır. Gemi altındaki su ise gemiye; geminin y&uuml;r&uuml;mesine yardımcıdır.  Mal, m&uuml;lk sevgisini g&ouml;n&uuml;lden s&uuml;r&uuml;p &ccedil;ıkardığındandır ki S&uuml;leyman, ancak yoksul adını takındı. Ağzı kapalı testi, i&ccedil;i hava ile dolu olduğundan derin ve u&ccedil;suz bucaksız su &uuml;st&uuml;nde y&uuml;z&uuml;p gitti. İşte yoksulluk havası olduk&ccedil;a insan, d&uuml;nya denizine batmaz, o denizin &uuml;st&uuml;nde durur.  B&uuml;t&uuml;n bu d&uuml;nya, onun m&uuml;lk&uuml; olsa bu m&uuml;lk, g&ouml;z&uuml;nde hi&ccedil;bir şey değildir.Şu halde kalbini Min Led&uuml;n ululuğunun havası ile doldur, ağzını da bağla m&uuml;h&uuml;rle! &Ccedil;alışma da haktır, deva da haktır, dert de hak. M&uuml;nkir kimse &ccedil;alışmayı inkar da ısrar eder durur.&rdquo;  Aslan bu yolda bir &ccedil;ok delililer getirdi. O cebriler aslanın cevabına kandılar. Tilki, geyik, tavşan ve &ccedil;akal cebre inanışı ve dedikoduyu bıraktılar.</p>
<div style="page-break-after: always;"><span style="display: none;">&nbsp;</span></div>
<p>Bu biatte ziyana d&uuml;şmemek i&ccedil;in k&uuml;kremiş aslanla ahitlerde bulundular&#8230;  Zahmetsizce her g&uuml;n&uuml;n kısmeti gelecek, aslanın başka bir teşebb&uuml;se ihtiyacı kalmayacaktı.Kura kime isabet ederse g&uuml;n&uuml; g&uuml;n&uuml;ne aslanın yanına sırtlan gibi koşar, teslim olurdu.  Bu kadeh d&ouml;nerek tavşana gelince; tavşan haykırdı: &ldquo; Niceye dek bu zul&uuml;m?&rdquo;  Hayvanlar dediler ki: &ldquo;Bunca zamanlardır ahdimize biz vefa ederek can feda ettik. Ey inat&ccedil;ı, bizim k&ouml;t&uuml; bir adla anılmamıza sebep olma, aslan da incinmesin. Y&uuml;r&uuml;, y&uuml;r&uuml; : &ccedil;abuk, &ccedil;abuk!&rdquo;  Tavşan, &ldquo;Dostlar, bana m&uuml;hlet verin de hilemle sizde beladan kurtulun. Benim hilemle canımız kurtulsun, bu hile &ccedil;ocuklarımıza miras kalsın.  Her peygamber, d&uuml;nyada &uuml;mmetini b&ouml;yle bir kurtuluş yerine davet etti. Peygamberler, halk nazarında g&ouml;zbebeği gibi k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;r&uuml;n&uuml;rlerdi ama felekten kurtuluş yolunu g&ouml;rm&uuml;şlerdi. Halk, peygamberleri; g&ouml;zbebeği gibi k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;rd&uuml;, g&ouml;zbebeğinin manen b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; kimse anlayamadı.&rdquo;  Hayvanlar ona: &ldquo;Ey eşek, kulak ver! Kendini tavşan kadrince tut, haddini aşma! Bu ne laftır ki senden daha iyiler, d&uuml;nyada onu hatırına bile getirmezler. Ya gururlandın, yahut da kaza, bizim izimizde. Yoksa bu laf, senin gibisine nereden yaraşacak? Dediler.  Tavşan, &ldquo;Dostlar, Hak bana ilham etti. Hakikaten zayıf birisi, kuvvetli bir rey ve tedbire nail oldu. Hak&rsquo;kın arıya &ouml;ğrettiğini, aslan ve ejderha bilemez. Arı, ter&uuml;taze balla dolu petekler yapar. Tanrı ona o ilimden kapı a&ccedil;tı.  Hak&rsquo;kın ipekb&ouml;ceğine &ouml;ğrettiğini hi&ccedil;bir fil bilir mi?  Toprağa mensup insan Hak&rsquo;tan ilim &ouml;ğrendi ve o bilgi ile yedinci kat g&ouml;ğe kadar b&uuml;t&uuml;n alemi aydınlattı; Tanrı&rsquo;ya ş&uuml;phe eden kişinin k&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;ne rağmen meleklerin adını, sanını unutturdu; altı y&uuml;z bin yıllık o zahidin, o buzağının ağzını bağladı.  Bu suretle din bilgisi s&uuml;t&uuml;n&uuml; emmesine, o y&uuml;ce ve sağlam k&ouml;şk&uuml;n etrafında d&ouml;n&uuml;p dolaşmasına mani oldu.  Duygu ehlinin, yalnız zahire itibar edenlerin bilgileri, o y&uuml;ce bilgiden s&uuml;t emmeleri i&ccedil;in ağız bağıdır.  G&ouml;n&uuml;l katresine bir inci d&uuml;şt&uuml; ki o inci denizlere; feleklere bile verilmemiştir.  Ey surete tapan! Niceye dek s&uuml;ret kaygısı? Senin manasız canın s&uuml;retten kurtulmadı gitti. Eğer insan, s&uuml;retle insan olsaydı Ahmet&rsquo;le Ebucehil m&uuml;savi olurdu.  Duvar &uuml;st&uuml;ne yapılan insan resmide insana benzer. Bak, s&uuml;ret bakımından nesi eksik?  O parlak resmin yalnız canı noksan. Y&uuml;r&uuml; o nadir bulunan cevheri ara;  Eshab-ı Kehf&rsquo;in k&ouml;peğine el verilince, d&uuml;nyadaki b&uuml;t&uuml;n aslanların başları al&ccedil;aldı.  Canı, nur denizinde gark olduktan sonra ona, k&ouml;t&uuml; ve &ccedil;irkin s&uuml;retin ne ziyanı var? Kalemler s&uuml;reti &ouml;vmezler. Kitaplara da adamın s&uuml;retine ait vasıflar değil, &ldquo; alim, adalet sahibi &ldquo; gibi zatına ait vasıflar yazılır:  Bilgi ve adalet sahibi&#8230; Hep manadır, onları &ouml;nde, artta&#8230; bir yerde bulamazsın; zata ait sıfatlar Lamekan elinden cana şule vermektedir; can g&uuml;neşi, g&ouml;klere sığamaz&rdquo; dedi.  Bu s&ouml;z&uuml;n sonu yoktur. Kulak ver tavşan hikayesini anla! Eşek kulağını sat, başka bir kulak al ki bu s&ouml;z&uuml; eşek kulağı anlayamaz!  Y&uuml;r&uuml;, tavşanın tilki gibi kurnazlığına bak, onun d&uuml;ş&uuml;ncesini ve aslanı mağlup edişini g&ouml;r! Bilgi S&uuml;leyman m&uuml;lk&uuml;n&uuml;n hatemidir; b&uuml;t&uuml;n alem cesettir, ilim candır.  Bu h&uuml;ner y&uuml;z&uuml;nden denizlerin, dağların, ovaların mahlukatı, insanoğluna karşı aciz kalmıştır. O y&uuml;zden kaplan, aslan; fare gibi korkmaktadır. O y&uuml;zden ovada, dağda b&uuml;t&uuml;n vahşi hayvanlar gizlenmişlerdir.  O y&uuml;zden periler, şeytanlar, kenarı boylamışlar, her biri gizli bir yerde mekan tutmuşlardır.  İnsanoğlunun gizli d&uuml;şmanı &ccedil;oktur. İhtiyata riayet eden kişi akıllıdır.  Bizden gizli; g&uuml;zel, &ccedil;irkin, nice mahlukat vardır ki onlar daima g&ouml;n&uuml;l kapısını &ccedil;alıp dururlar.  Yıkanmak i&ccedil;in dereye girince derenin dibindeki diken sana zarar verir; ger&ccedil;i diken suyun dibinde gizlidir, fakat sana batınca mevcudiyetini anlarsın.  Vahiy ve vesveselerin ızdırapları, binlerce kişiden gelir, bir kişiden değil. Ş&uuml;phe ediyorsan sabret, duyguların değişince onları g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n, m&uuml;şk&uuml;l hallolur;  O vakit kimlerin s&ouml;zlerini ret etmişsin, kimleri kendine ulu eylemişsin g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n.  Ondan sonra dediler ki: &ldquo;Ey &ccedil;evik tavşan! Aklındakini meydana &ccedil;ıkar! Ey bir aslanla pen&ccedil;eleşen, kavgaya girişen, d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n şeyi s&ouml;yle!  Danışmak, insana anlayış ve akıl verir; akıllar da akıllara yardım eder.  Peygamber &ldquo;Ey tedbir sahibi, danış ki kendisiyle danışılan kişi emindir&rdquo; dedi.  Tavşan, &ldquo;Her sır s&ouml;ylenemez, gah &ccedil;ift dersin, tek olur; gah tek dersin, &ccedil;ift &ccedil;ıkar!  Aynanın berraklığını, y&uuml;z&uuml;ne karşı &ouml;versen nefesinden ayna &ccedil;abucak buğulanır, bulanır, bizi g&ouml;stermez olur.  Şu &uuml;&ccedil; şey hakkında dudağını kıpırdatma: Gittiğin yol, paran, bir de mezhebin. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu &uuml;&ccedil;&uuml;n&uuml;n de d&uuml;şmanı &ccedil;oktur. D&uuml;şman bildi mi, sana pusu kurar. Bir iki kimseye s&ouml;yledin mi, artık sırra veda et. İki kişiyi aşan bir başkasına da s&ouml;ylenen her sır, yayılır. İki &uuml;&ccedil; kuşu birbirine bağlasan elem i&ccedil;inde yerde hapis kalırlar. &Uuml;st&uuml; &ouml;rt&uuml;l&uuml; g&uuml;zel bir tarzda, kurtulmak i&ccedil;in konuşur, danışırlar. Danışmaları, g&ouml;renleri yanıltacak şekilde kinayelerledir.  Peygamber, kapalı bir tarzda meşveret ederdi. Eshap cevap verir, d&uuml;şman haberdar olmazdı. D&uuml;şman, baştan ayağı bilmesin, bir şeyi sezmesin diye reyini kapalı misalle s&ouml;ylerdi. Bu misalle muradını anlatmış olurdu. Ağyar sorusundan bir koku bile duymaz, hi&ccedil;bir şey anlamazdı&rdquo; dedi.  Tavşan, aslana gitmede biraz gecikti, sonra pen&ccedil;esi kuvvetli aslanın yanına gitti. Aslan tavşan gecikti diye pen&ccedil;esi ile toprağı kazmakta, k&uuml;kremekteydi:  &ldquo;Ben, o al&ccedil;akların ahdi hamdır, ham ahitleri k&ouml;t&uuml;d&uuml;r, s&ouml;zlerinde durmazlar demiştim. Onların g&uuml;r&uuml;lt&uuml;leri beni yaya bıraktı. Bu felek beni ne vakte kadar aldatacak, ne vakte kadar? Tedbirsiz emir adamakıllı aciz kalır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ahmaklığından dolayı ne &ouml;n&uuml;n&uuml; g&ouml;r&uuml;r, ne ardını!&rdquo; dedi.  Yol d&uuml;zg&uuml;n ama altında tuzaklar var. Yazının tarzı hoş ama i&ccedil;inde mana kıt. S&ouml;zler, yazılar, tuzaklara benzer. Tatlı s&ouml;zler bizim &ouml;mr&uuml;m&uuml;z&uuml;n kumudur.İ&ccedil;inde su kaynayan kum pek az bulunur; y&uuml;r&uuml;, onu ara! Ey oğul ! O kum, Tanrı eridir. O er kendinden ayrılmış Hak&rsquo;a ulaşmıştır.Ondan dinin tatlı suyu kaynayıp durmaktadır. İstekliler o sudan hayat bulurlar, gelişirler, yetişirler.  Tanrı erinden başkasını kuru kumsal bil ki o kumsal, her zaman senin &ouml;m&uuml;r suyunu i&ccedil;er, mahveder.  Hakim olan erden hikmet iste ki onunla g&ouml;r&uuml;c&uuml;, bilici olasın. Hikmet arayan hikmet kaynağı olur, tahsilden ve sebeplere teşebb&uuml;sten kurtulur.  Bilgileri hıfzeden levh, bir Levh-i Mahfuz olur; aklı ruhtan nasiplenir, feyz alır. &Ouml;nce aklı hoca iken, sonra akıl ona şakirt olur.  Akıl; Cebrail gibi &ldquo;Ey Ahmed, bir adım daha atarsam yanarım! Sen beni bırak, budan sonra sen ileri y&uuml;r&uuml;. Ey can sultanı benim haddim bu karardır&rdquo; der.  Tembellik y&uuml;z&uuml;nden ş&uuml;k&uuml;r ve sabırla kalan, ancak şunu bilir: Ayağını &ldquo;cebir&rdquo; tutmuştur. (Bana bunu Tanrı vermiş demektedir).Cebir iddia eden, hasta değilken kendisini hasta g&ouml;stermiştir. Nihayette hastalık o kimseyi sıhhatten ayırmıştır.  Peygamber, &ldquo;Şakacıktan hastalanış ger&ccedil;ekten hastalık getirir ve o adam nihayet mum gibi s&ouml;ner gider&rdquo; dedi.  Cebir ne demektir? Kırık sarmak, yahut kopmuş damarı bağlamak. Madem ki bu yolda ayağını kırmadın; kiminle alay ediyorsun, ayağını niye sardın? &Ccedil;alışma yolunda ayağı kırılana derhal Burak geldi ona bindi.  Din emirlerini y&uuml;klenmişti, şimdi kendi bindi&#8230; Ferman kabul ediciydi, makbul oldu.Şimdiye kadar Padişahın fermanını kabul eder, o fermana uyardı, bundan sonra askere ferman verir! Şimdiye kadar talih yıldızı ona tesir ederken bundan sonra o zat yıldızı &uuml;zerine emredici olur.  Eğer sen bundan ş&uuml;phelenirsen o halde &ldquo;Şakk-ı Kamer&rdquo; den de ş&uuml;phelisin.  Ey gizlice heva ve hevesini tazeleyen kimse! İmanını tazele ama yalnız dille olmasın.  Heva ve heves tazelenip durduk&ccedil;a iman taze değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; heva iman kapısının kilididir. Bakir s&ouml;z&uuml; tevil etmişsin; sen kendini tevil et, Kur&rsquo;anı değil. İsteğine g&ouml;re Kur&rsquo;anı tevil ediyorsun. Y&uuml;ce mana, senin tevilinden aşağılandı, aykırı bir şekle girdi!!!  Senin ahvalin bir sineğe benzer ki o kendini bir adam sanırdı. İ&ccedil;meden kendi kendine sarhoş olmuş, zerresini g&uuml;neş g&ouml;rm&uuml;ş. Doğan kuşlarının &ouml;v&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; işitmiş; &ldquo; Ş&uuml;phe yok ki ben vaktin Anka&#8217;sıyım&rdquo; demişti.  O sinek eşek sidiği birikintisindeki saman &ccedil;&ouml;p&uuml;n&uuml;n &uuml;st&uuml;nde gemi kaptanı gibi baş kaldırıp. &ldquo; Ben, deniz ve gemi hikayesini okumuş, bir zaman bunu d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;şt&uuml;m. İşte şu deniz, şu gemi, ben de ehliyetli, rey ve tedbir sahibi bir kaptanım&rdquo; dedi.Deniz &uuml;st&uuml;nde salınıp durmaktaydı. O kadarcık bir su ona haddinden fazla g&ouml;r&uuml;nd&uuml;.O sidik sineğe g&ouml;re hudutsuzdu. Sinekte onu olduğu gibi g&ouml;recek g&ouml;z nerede? Onun alemi kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne g&ouml;re olur. G&ouml;z&uuml; bu kadardır, denizi de ona g&ouml;re!  Batıl tevilci, sinek gibidir. Vehmi eşek sidiği, tevil ve tasavvuru saman &ccedil;&ouml;p&uuml;d&uuml;r.Eğer sinek kendi reyiyle sağlandığı tevilden ge&ccedil;se, baht o sineği h&uuml;ma yapar. Bu ibret g&ouml;z&uuml;ne sahip olan sinek olmaz; ruhu, s&uuml;rete layık olmayacak derecede y&uuml;ksek bir zat olur.  Aslanla pen&ccedil;eleşen o tavşan gibi. Onun ruhu, nasıl olur da k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k c&uuml;ssesine layık olur?  Aslan hiddetle: &ldquo; D&uuml;şman aldatıcı s&ouml;zlerle g&ouml;z&uuml;m&uuml; kapattı. Cebrilerin hileleri beni bağladı, tahta kılı&ccedil;ları vucudumu yordu. Bundan sonra ben artık o g&uuml;r&uuml;lt&uuml;y&uuml; dinlemem. Onlar hep şeytanların, gulyabanilerin sesleri!  Ey g&ouml;n&uuml;l; durma, onları par&ccedil;ala, derilerini y&uuml;z. Zaten onlar deriden başka bir şey değildir! diyordu.  Deriden maksat nedir? Renk renk laflar&#8230; su &uuml;st&uuml;ndeki, durmalarına imkan olmayan menevişler gibi. Bu s&ouml;z deri gibidir, mana onun i&ccedil;i; bu s&ouml;z, ceset gibidir, mana, can.  K&ouml;t&uuml; i&ccedil;&rsquo;in ayıbını deri &ouml;rter; iyi i&ccedil;&rsquo;i de gayret dolayısı ile Gayb alemi.  Kalemin r&uuml;zgardan, kağıdın sudan olursa ne yazarsan derhal yok olur.  Manasız s&ouml;z su &uuml;st&uuml;ne yazılan yazıdır. Ondan vefa umarsan iki elini ısırarak d&ouml;nersin (pişman olur).  R&uuml;zgar, insandaki heva ve arzudur. Heva ve hevesten ge&ccedil;ersen Tanrı&rsquo;nın haberi kalır, ondan haber alırsın. Tanrı&rsquo;nın haberleri &ccedil;ok hoştu; &ccedil;&uuml;nk&uuml; baştan sona kadar ebedidir.  Peygamberlerin ululuğundan ve hutbelerinden gayrı padişahların hutbeleri, ululukları, adları, sanları değişir baki kalmaz.&Ccedil;&uuml;nk&uuml; padişahların kuvvetleri hevadandır. Peygamberlerin icazetnameleri ise ululuk sahibi Tanrı&rsquo;dandır.Paralardan padişahların adlarını kazırlar; Ahmed&rsquo;in adını ise kıyamete kadar hakkederler. Ahmed&rsquo;in adı, b&uuml;t&uuml;n peygamberlerin adıdır. Y&uuml;z elimizde olunca doksan da bizde demektir.  Tavşan aslana gitmede epeyce gecikti. Yapacağı hileyi kendisince kararlaştırdı. Bir hayli geciktikten sonra aslanın kulağına bir iki sır s&ouml;ylemek &uuml;zere yola d&uuml;şt&uuml;.  Akıl diyarında nice alimler vardır! Bu akıl denizi ne kadar engindir. Bizim şu şeklimiz bu tatlı denizde su &uuml;zerinde kaseler gibi y&uuml;zer. İ&ccedil;i dolu olmadık&ccedil;a kap, suyun y&uuml;z&uuml;ndedir.</p>
<div style="page-break-after: always;"><span style="display: none;">&nbsp;</span></div>
<p>Dolunca denize batar. Akıl gizlidir ortada bir alem g&ouml;r&uuml;n&uuml;p durur. Bizim şeklimiz; o denizin dalgasından yahut ıslaklığından ibarettir.  S&uuml;ret o denize ulaşmak i&ccedil;in neyi vesile ederse etsin, deniz; s&uuml;reti, o vesile y&uuml;z&uuml;nden daha uzağa atar.  G&ouml;n&uuml;l, kendisine sır vereni; ok, kendisini uzağa atanı g&ouml;rmedik&ccedil;e. Atımı kaybettim sanır, bindiği atı inat ve hır&ccedil;ınlıkla yolda hızlı hızlı koşturur! O yiğit atını kaybolmuş sanır. At ise onu yel gibi koşturmuştur!  O sersem bağırır, arar, tarar kapı kapı dolaşır, her tarafı arar sorar: &ldquo;Atımı &ccedil;alan nerede, kimdir?&rdquo; Efendi, şu uyluğunun altındaki mahluk ne? Evet, bu attır; fakat bu at nerede? Ey at arayan yiğit binici, kendine gel!  Can, apa&ccedil;ık olduğundan, pek yakın bulunduğundan g&ouml;r&uuml;nmez. İnsan, i&ccedil;i su ile dolu, dışı kupkuru k&uuml;p gibidir. Kırmızı, yeşil ve sarı&#8230; bu &uuml;&ccedil; renkten &ouml;nce ziyayı g&ouml;rmezsen bunları nasıl g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n?  Fakat senin aklın renkler i&ccedil;inde kaybolduğundan dolayı o renkler senin nuru g&ouml;rmene perde olur. Gece olunca o renkler &ouml;rt&uuml;ld&uuml;, o vakit rengi g&ouml;rmenin nurdan olduğunu g&ouml;r&uuml;p anladın. Harici nur olmadık&ccedil;a rengin g&ouml;r&uuml;nmesi m&uuml;mk&uuml;n değildir. İ&ccedil;teki hayal rengi de b&ouml;yledir. Dış renkleri g&uuml;neş ve S&uuml;ha yıldızının nuruyla g&ouml;r&uuml;n&uuml;r. İ&ccedil; renkleri ise y&uuml;ce nurların aksiyle g&ouml;r&uuml;n&uuml;r.  G&ouml;z&uuml;n&uuml;n nurunun nuru da g&ouml;n&uuml;l nurudur. G&ouml;z nuru g&ouml;n&uuml;llerin nurundan meydana gelir. G&ouml;n&uuml;l nurunun nuru da, akıl ve duygu nurundan olmayan, onlardan ayrı bulunan Tanrı nurudur. Geceleyin nur yoktu, renkleri g&ouml;rmedin. Nurun zıddıyla sana sabit oldu ki, &ouml;nce nur g&ouml;r&uuml;n&uuml;r, sonra renk. Bunu da nurun zıddıyla teredd&uuml;ts&uuml;z olarak bilirsin.  Tanrı; bu zıddıyetle g&ouml;n&uuml;l hoşluğu meydana gelsin, her şey iyice anlaşılsın diye hastalığı ve kederi yarattı. Şu halde gizli olan şeyler, zıddıyetle ortaya &ccedil;ıkar. Hak&rsquo;kın zıddı olmadığından gizlidir.  Evvela nura bakılır, sonra renge. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; beyaz ve zenci, birbirine zıt olduğu i&ccedil;in meydana &ccedil;ıkar. Sen nuru zıddıyla bildin. Zıt, zıddı meydana &ccedil;ıkarır g&ouml;sterir. Varlık aleminde Hak nurunun zıddı yoktur ki a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;r&uuml;nebilsin. Hulasa g&ouml;zlerimiz onu idrak edemez; o, bizi g&ouml;r&uuml;r, idrak eder. Sen bunu, Musa ile Tur kısasında g&ouml;r!  S&uuml;retle manayı; aslanla orman, yahut ses ve s&ouml;zle d&uuml;ş&uuml;nce gibi bil. Bu s&ouml;z, bu ses, d&uuml;ş&uuml;nceden meydana geldi. Fakat d&uuml;ş&uuml;nce denizi nerede? Onu bilemezsin. Ama latif bir s&ouml;z dalgası g&ouml;r&uuml;nce onun denizinin de kadri y&uuml;ce bir deniz olacağını anlarsın.  Bilgiden d&uuml;ş&uuml;nce dalgası zuhura gelince mana, s&ouml;z ve sesten bir s&uuml;ret d&uuml;zd&uuml;. S&ouml;zden bir şekil doğdu, yine &ouml;ld&uuml;. Dalga kendini yine denize iletti.S&uuml;ret s&uuml;retsizlikten &ccedil;ıktı, yine s&uuml;retsizliğe d&ouml;nd&uuml;. Zira biz yine Tanrı&rsquo;ya d&ouml;neceğiz. Şu halde sen her g&ouml;z a&ccedil;ıp kapamada &ouml;l&uuml;yor, diriliyorsun. Mustafa &ldquo;d&uuml;nya bir andan ibarettir&rdquo; buyurdu.  Bizim fikrimiz havada bir oktur. Havada nasıl durur? Tanrı&rsquo;ya gelir. Her nefeste d&uuml;nya yinelenir. Fakat biz, d&uuml;nyayı &ouml;ylece durur g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;zden bu yenilenmeden haberdar değiliz. &Ouml;m&uuml;r su gibi yeniden yeniye akıp gider. Fakat cesette bir daimilik g&ouml;sterir.  Elinde hızlı hızlı oynattığın ucu ateşli bir sopa nasıl upuzun ve tek bir ateş hattı gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;rse de pek &ccedil;abuk akıp ge&ccedil;tiğinden daimi bir şekilde g&ouml;r&uuml;n&uuml;r.  Ateşli &ccedil;&ouml;p&uuml; sallasan ateş g&ouml;z&uuml;ne upuzun g&ouml;r&uuml;n&uuml;r. Bu &ouml;m&uuml;r uzunluğu da Tanrı&rsquo;nın tez tez halk etmesindendir. Tanrı&rsquo;nın yeniden yeniye ve s&uuml;ratle halk etmesi &ouml;mr&uuml; &ouml;yle uzun ve daimi g&ouml;sterir.  Bu sırrı bilmek isteyen, pek b&uuml;y&uuml;k ve derin bir alim olsa bile kendiliğinden bilemez, ona de ki: işte H&uuml;samettin buracıktadır. O ,y&uuml;ce bir kitaptır. (ondan &ouml;ğren)  Aslanın kızgınlığı arttı, titizlendi. Baktı ki tavşan uzaktan geliyor. Korkusuz ve &ccedil;alımlı bir tavırla hiddetli, titiz, kızgın, suratı asık bir halde koşmakta, &ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;teessir ve zebun bir halde gelişten su&ccedil;luluk anlaşılır. Ama cesurluk her t&uuml;rl&uuml; ş&uuml;pheyi giderir.  Aslanın hizasına yaklaşıp ilerleyince aslan bağırdı: &ldquo;Bire adam evladı olmayan!  Ben ki filleri par&ccedil;a par&ccedil;a etmişim; ben ki erkek aslanların kulağını burmuşum; bir tavşan par&ccedil;ası kim oluyor ki b&ouml;yle benim emrimi ayak altına atsın! Tavşan uykusunu ve gafletini bırak; ey eşek, bu aslanın k&uuml;kreyişini dinle!&rdquo;  Tavşan dedi ki: &ldquo;Eğer efendimiz affederlerse aman dileyeceğim, mazeretim var.&rdquo;  Aslan &ldquo;Ey ahmaklardan arda kalan, bu ne bi&ccedil;im &ouml;z&uuml;r? Padişahlar huzuruna bu zaman mı gelinir? Sen vakitsiz &ouml;ten horozsun, başını kesmeli. Ahmağın mazereti dinlenmez.  Ahmağın &ouml;zr&uuml; kabahatinden beter olur. Cahilin &ouml;zr&uuml; her ilmin zehridir.  Ey tavşan! Senin &ouml;zr&uuml;nde bilgi yok. Ben tavşan değilim ki kulağıma sokasın&rdquo; dedi.  Tavşan &ldquo;Padişahım, adam olmayanı da adam sırasına koy; zul&uuml;m g&ouml;renin mazeretine kulak ver! Hele mevkiinin sadakası olarak yolunu şaşıranı kendi yolundan s&uuml;rme!  B&uuml;t&uuml;n ırmaklara su veren deniz bile her &ccedil;&ouml;p&uuml; başının &uuml;st&uuml;nde taşır. Deniz bu kereminden dolayı eksilmez; ihsanı y&uuml;z&uuml;nden aşağılanmaz&rdquo; dedi.  Aslan dedi ki: &ldquo;Ben yerinde ve layık olana kerem ve ihsanda bulunurum; herkesin elbisesini boyuna g&ouml;re bi&ccedil;erim.&rdquo;  Tavşan &ldquo;Dinle, eğer l&uuml;tfa layık değilsem kahır ejderhasının &ouml;n&uuml;ne baş koydum, ne yaparsan yap! Ben kuşluk vakti yola d&uuml;şt&uuml;m, arkadaşımla padişahıma geliyordum. Arkadaşlarım, senin i&ccedil;in başka bir tavşanı da bana yoldaş etmişler.  Bir erkek aslan, kulunuzun kanına kastetti. Yolda, bu iki yoldaşa da sataştı. Ben ona &ldquo;Biz padişahlar padişahının kuluyuz, o kapının iki k&uuml;&ccedil;&uuml;k kapı yoldaşıyız&rdquo; dedim.  Dedi ki: &ldquo;Utan be! Padişahlar padişahı dediğin kim oluyor? Benim huzurumda &ouml;yle her adam olmayanın adını anma! Eğer huzurumdan iki adım ileri atarsan seni de, padişahını da parampar&ccedil;a ederim.&rdquo;  &ldquo;Beni bırak, bir kerecik daha padişahımın y&uuml;z&uuml;n&uuml; g&ouml;r&uuml;p seni haber vereyim&rdquo; dedim.  Dedi ki: &ldquo;Yoldaşını huzurumda rehin bırak; yoksa sen benim kanunumca kurbansın.&rdquo;  Ona &ccedil;ok yalvardık, hi&ccedil; fayda etmedi. Yoldaşımı alıp beni yalnız bıraktı. Arkadaşım hem şişmanlık ve letafet&ccedil;e, hem de g&uuml;zelli ve irilik bakımından benim &uuml;&ccedil; mislimdi.  Bundan b&ouml;yle o aslan tarafından bu yol kapanmıştır, b&ouml;yle bir d&uuml;şman y&uuml;z&uuml;nden,Padişahım, yol bağlıdır. Bundan sonra tahsisattan &uuml;midini kes. Ben doğru s&ouml;yl&uuml;yorum, doğru s&ouml;z acıdır.  Sana tahsisat lazımsa yolu temizle. Haydi gel, o pervasızı oradan kaldır!&rdquo; dedi.  Aslan dedi ki: &ldquo;Bismillah, haydi gel bakalım, nerede o? Doğru s&ouml;yl&uuml;yorsan d&uuml;ş &ouml;n&uuml;me! Onun da cezasını vereyim, onun gibi y&uuml;z tanesinin de. Fakat bu s&ouml;z&uuml;n yalansa seni cezalandırırım.&rdquo;  Tavşan; onu, kurduğu dolaba d&uuml;ş&uuml;rmek i&ccedil;in kılavuz gibi &ouml;ne d&uuml;şt&uuml;. Nişan koyduğu bir kuyuya doğru yola &ccedil;ıktılar. Aslana derin bir kuyuyu tuzak yapmıştı. Her ikisi de kuyunun bulunduğu yere yaklaştılar. İşte sana hilebaz, saman altından su y&uuml;r&uuml;ten bir tavşan!  Su bir saman &ccedil;&ouml;p&uuml;n&uuml; ovaya g&ouml;t&uuml;r&uuml;r ama bir dağı nasıl s&uuml;r&uuml;kler acaba? Onun hile tuzağı aslana kemenetti. Ne tuhaf tavşan ki bir aslanı avlıyor!  Bir Musa, Firavun&rsquo;u askeriyle, başındaki kalabalıkla Nil nehrinde &ouml;ld&uuml;r&uuml;r; Bir sivrisinek yarım kanadıyla pervasızca başın beynini yarar.  D&uuml;şman s&ouml;z&uuml; dinleyenin hali budur. Haset&ccedil;inin dostu olanın uğradığı cezayı g&ouml;r! Haman&rsquo;ı dinleyen Firavun&rsquo;un, Şeytan&rsquo;ı dinleyen Nemrud&rsquo;un hali budur.  D&uuml;şman her ne kadar dost&ccedil;a s&ouml;ylerse de, her ne kadar taneden, yemden bahsederse de sen onu tuzak bil! Sana şeker verirse sen bunu zehir bil, bir l&uuml;tufta bulunursa onu kahır bil! Kaza gelince kabuktan başka bir şey g&ouml;remez, d&uuml;şmanları dostlardan ayıramazsın.  B&ouml;yle olunca yalvarmaya başla, ağlayıp inlemeye, tesbihe, oruca devam et!  &ldquo;Rabbim, sen gaipleri bilirsin. G&uuml;nahtan dolayı bizden intikam alma&rdquo; diye yalvar, yakar!  &ldquo;Ey aslanları yaratan! Eğer biz bir k&ouml;peklik etmişsek bu pusudan bizim &uuml;st&uuml;m&uuml;ze aslanı saldırma! G&uuml;zel suya ateş şeklini, ateşe de su letafetini verme!&rdquo; diye niyaz et!  Yarabbi, sen kahır şarabıyla insanı sarhoş edersen yok olan şeylere varlık suretini verir, onları var gibi g&ouml;sterirsin. Sarhoşluk nedir? Taşı gevher, y&uuml;n&uuml; yeşim taşı g&ouml;recek derecede g&ouml;z&uuml;n bağlanması, g&ouml;rmemesidir. Sarhoşluk nedir? Ilgın ağacı g&ouml;ze sandal ağacı g&ouml;r&uuml;necek kadar duyguların değişmesidir!  S&uuml;leyman&rsquo;ın b&uuml;y&uuml;k divan &ccedil;adırı kurulunca b&uuml;t&uuml;n kuşlar huzuruna geldiler. Onu kendi dilini anlar, sırrını bilir bir zat bulup huzuruna canla, başla bir bir koştular.  B&uuml;t&uuml;n kuşlar, cik cik &ouml;tmeyi bırakmışlar; kardeşinin seninle konuşmasından daha fasih bir surette S&uuml;leyman&rsquo;la konuşmaya başlamışlardı. Aynı dili konuşma, hısımlık ve bağlılıktır. İnsan yabancılarla kalırsa mahpusa benzer.  Nice Hintli, nice T&uuml;rk vardır ki dildeştirler. Nice iki T&uuml;rk de vardır kibirbirlerine yabancı gibidirler. Şu halde mahremlik dili, bambaşka bir dildir. G&ouml;n&uuml;l birliği dil birliğinden daha iyidir. G&ouml;n&uuml;lden s&ouml;zs&uuml;z, işaretsiz, yazısız y&uuml;z binlerce terc&uuml;man zuhur eder. Kuşların hepsi, b&uuml;t&uuml;n sırlarını, h&uuml;nerlerine, bilgi ve işaretlerine ait şeyleri.  S&uuml;leyman&rsquo;a birer birer apa&ccedil;ık s&ouml;yl&uuml;yorlar, kendilerini bildirmek ve tanıtmak i&ccedil;in &ouml;ğ&uuml;n&uuml;yorlardı. Bu &ouml;ğ&uuml;nmek kibirden, varlıktan dolayı değildi. Her kuş, onun huzuruna varsın, yakınlarından olsun diye &ouml;ğ&uuml;n&uuml;yordu.  Bir kul, bir efendiye kul olmak dilerse h&uuml;nerinden bir miktarını ona arz eder. Fakat o efendi tarafından satın alınmayı istemezse kendisini hasta, sağır, &ccedil;olak ve topal g&ouml;sterir. H&uuml;th&uuml;d&uuml;n h&uuml;nerini arz etme sırası geldi; sanatını ve d&uuml;ş&uuml;ncelerini bildirme n&ouml;beti erişti.</p>
<div style="page-break-after: always;"><span style="display: none;">&nbsp;</span></div>
<p>Dedi ki; &ldquo;Ey Padişah, en k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir h&uuml;nerimi kısaca arz edeyim. Kısa s&ouml;ylemek daha iyidir.&rdquo;  S&uuml;leyman &ldquo;S&ouml;yle bakalım, o hangi h&uuml;nerdir?&rdquo; dedi. H&uuml;th&uuml;t, &ldquo;Gayet y&uuml;kseklerde u&ccedil;tuğum zaman, havadan bakınca yerin ta dibindeki suyu g&ouml;r&uuml;r&uuml;m. O su nerededir, derinliği ne kadardır, rengi nedir, topraktan mı kaynıyor, taştan mı? Hepsini g&ouml;r&uuml;r, bilirim.  Ey S&uuml;leyman! Ordu kurulacak yeri tayin etmek &uuml;zere beni sefere beraber g&ouml;t&uuml;r&rdquo; dedi. S&uuml;leyman da &ldquo;Ey iyi yoldaş! Susuz ve u&ccedil;suz bucaksız &ccedil;&ouml;llerde sen bize arkadaş ol; bu suretle su bulur, seferde yoldaşlara saka olursun&rdquo; dedi.  Karga, bunu işitince hasedinden ilerleyip S&uuml;leyman&rsquo;a &ldquo;H&uuml;th&uuml;t aykırı ve k&ouml;t&uuml; s&ouml;yledi. Padişah huzurunda s&ouml;z s&ouml;ylemek, edebe aykırıdır. Hele yalan ve olmayacak s&ouml;z olursa. Eğer onun b&ouml;yle bir g&ouml;r&uuml;ş&uuml; olsaydı bir avu&ccedil; toprak altındaki tuzağı nasıl g&ouml;rmezdi? Nasıl olur da tuzağa tutulurdu, nasıl olur da &uuml;mitsiz bir halde kafese girerdi?&rdquo; dedi.  Bunun &uuml;zerine S&uuml;leyman dedi ki: &ldquo;Ey H&uuml;th&uuml;t! Daha ilk kadehte b&ouml;yle bulunman layık mı, akla sığar mı? Ayran i&ccedil;en! Kendini nasıl oluyor da sarhoş g&ouml;steriyor, huzurumda sonu yalan &ccedil;ıkacak bir s&ouml;z s&ouml;yl&uuml;yorsun?&rdquo;  H&uuml;th&uuml;t dedi ki: &ldquo; Padişahım, Allah aşkına bu &ccedil;ıplak yoksul hakkında d&uuml;aAşmanın s&ouml;ylediği s&ouml;z&uuml; dinleme! Eğer ettiğim dava yalansa işte başımı koydum, boynumu vur! Kaza h&uuml;km&uuml;n&uuml; inkar eden karga, binlerce aklı olsa yine kafirdir. Sende &ldquo;kafirler&rdquo; s&ouml;z&uuml;nden &ldquo; &ldquo; harfi, k&uuml;f&uuml;r sıfatlarından bir sıfat bulunsa kadının ferci gibi şehvet yerisin, pis pis kokarsın .  Eğer kaza g&ouml;z&uuml;m&uuml; ve aklımı kapatmazsa ben tuzağı havada da g&ouml;r&uuml;r&uuml;m. Fakat kaza gelince bilgi, uykuya dalar, ay kararır g&uuml;n tutulur. Kazanın bu &ccedil;eşit hilesi nadir midir ki? Kaza ve kaderi inkar edenin inkarı bile bil ki kaza ve kaderdendir&rdquo;.  &ldquo;Allemelesma&rdquo; ya bey olan, her damarında y&uuml;z binlerce ilim bulunan insanlar atası, her şeyin adını, nasılsa &ouml;ylece bilmiş sonunda ne olacaksa sonuna kadar da agah olmuştu. O, eşyaya ne lakap verdiyse değişmemiştir; &ccedil;evik dediği tembel &ccedil;ıkmıştır.  Sonunda m&uuml;min olacak kimseyi &ouml;nceden g&ouml;rd&uuml;; sonunda kafir olacak adamda ona belli oldu.  Her şeyin adını bilenden işit; &ldquo;Allemelesma&rdquo; remzinin sırrını duy! Bize g&ouml;re her şeyin adı, g&ouml;r&uuml;n&uuml;şe tabidir; nasıl g&ouml;r&uuml;n&uuml;yorsa biz, ona &ouml;yle deriz. Fakat Tanrı&rsquo;ya g&ouml;re i&ccedil; y&uuml;z&uuml;ne hakikatine tabidir.  Musa&rsquo;ya g&ouml;re sopasının adı asa; Yaratan yanında ise ejderha idi. Bu alemde &Ouml;mer&rsquo;in adı puta tapan idi, halbuki &ldquo;Elest&rdquo; te onun ismi m&uuml;mindi.  Bizim yanımızda adı meni olan şey, Hak yanında şu benlikle zahir olan s&uuml;retti. Bu meni yokluk aleminde vardı; eksiksiz, artısız aynen Tanrı&rsquo;nın ilminde mevcuttu.  Hasılı Tanrı indinde sonumuz ne olacaksa hakikatte adımız o olmuştur. Tanrı insana akıbetine g&ouml;re bir ad koyar. Halkın taktığı &ouml;d&uuml;n&ccedil; ada g&ouml;re değil!  Adem&rsquo;in g&ouml;z&uuml; Tanrı&rsquo;nın pak nuru ile g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nden adların hakikati ve i&ccedil; y&uuml;z&uuml; ona ayan olur. Melekler onda Hak nurunu g&ouml;r&uuml;nce hepsi ona y&uuml;z&uuml;st&uuml; secdeye vardılar.  Adını andığım şu Adem&rsquo;i kıyamete kadar &ouml;vsem, vasıflarını saysam yine &ouml;vmekten acizim! Adem bunların hepsini bildi. Fakat kaza gelince nehyi bilme y&uuml;z&uuml;nden hataya d&uuml;şt&uuml;. Acaba bu nehiy, haram olduğundan mıdır, yoksa korkutmak i&ccedil;in mi?  G&ouml;nl&uuml;nce tevili &uuml;st&uuml;n tutunca kendisi hayrette iken tabiatı, buğdaya doğru koştu. Bah&ccedil;ıvanın ayağına diken batınca hırsız fırsat buldu, esvabını &ccedil;alıp ka&ccedil;tı.  Adem hayretten kurtulup tekrar yola gelince g&ouml;rd&uuml; ki hırsız eşyayı iş yerinden g&ouml;t&uuml;rm&uuml;ş! &ldquo;Rabbena İnna zalemna&rdquo; deyip ah etmeye başladı. Yani &ldquo;karanlık bastı yol kayboldu&rdquo; dedi.  Bu kaza, g&uuml;neşi &ouml;rten bir buluttur. Aslan ve ejderha bile ondan feryat ve figan etmektedir. &ldquo;Kaza ve kader zuhur edince bir tuzağı bile g&ouml;rm&uuml;yorsam bu yolda cahil olan yalnız ben değilim ya!&rdquo;  Zorlamayı bırakıp feryad &uuml; figana koyulan kişi ne kutlu kişidir; o, iyi bir işe sarılmıştır. Eğer kaza, seni gece gibi sararsa sonunda yine elinden tutacak odur. Y&uuml;z kere canına kastederse yine sana can veren, derdine derman olan kazadır. Bu kaza y&uuml;z kere yolunu kesse de yine senin &ccedil;adırını g&ouml;klerin &uuml;st&uuml;ne kurar. Seni eminlik m&uuml;lk&uuml;ne g&ouml;t&uuml;rmek i&ccedil;in bu korkutmasını inayet bil!  Bu s&ouml;z&uuml;n sonu gelmez, s&ouml;z de uzadı. Sen tavşanla aslan hikayesini dinle.  Kuyu yanına gelince aslan, tavşanın geri kaldığını g&ouml;rd&uuml;. Dedi ki: &ldquo;Ni&ccedil;in ayağını geri &ccedil;ektin. Ayağını geri &ccedil;ekme ileri gel!&rdquo;  Tavşan &ldquo;Ayağım nerede? Elim ayağım kesildi. Canım tir tir titriyor,y&uuml;reğim yerinden oynadı. Y&uuml;z&uuml;m&uuml;n rengini g&ouml;rm&uuml;yor musun? Altın sarısı gibi. Rengim, ne halde olduğumu bildiriyor.  Tanrı y&uuml;ze &ldquo;bildirici&rdquo; demiştir. Onun i&ccedil;in ariflerin g&ouml;z&uuml;, y&uuml;ze dalmış kalmıştır. Renk ve koku, can gibi haber verir; atın kişnemesi atın mevcudiyetini bildirir.  Eşeğin sesini kapının sesinden fark edesin diye her şeyin sesi, o şeyi haber verir. Peygamber insanları ayırt etmek hususunda &ldquo;insan s&ouml;z&uuml;nde gizlidir&rdquo; dedi.  Y&uuml;z&uuml;n renginde g&ouml;n&uuml;l halinden bir nişan vardır. Bana acı sevgimi kalbinde tut! Kırmızı y&uuml;z sahibinin, refah ve saadetine delalet eder, sarı y&uuml;z, meşakkat ve bela i&ccedil;inde olduğunu bildirir.  Elimi, ayağımı alana, y&uuml;z&uuml;m&uuml;n rengini u&ccedil;urana, kuvvetimi giderene, &ccedil;ehremi bozana uğradım. &Ouml;n&uuml;ne geleni kırana, ağa&ccedil;ları k&ouml;k&uuml;nden, dibinden s&ouml;k&uuml;p &ccedil;ıkarana sataştım. Adamları, hayvanları, cemadat ve nebadatı mat edene rastladım.  Bunlar c&uuml;ziyattır, k&uuml;ll&uuml;yatın da onun y&uuml;z&uuml;nden renkleri sararmış, kokuları bozulmuştur. Cihan; gah sabredip gah ş&uuml;krettik&ccedil;e bağlar, bah&ccedil;eler gah giyinir, gah &ccedil;ırıl&ccedil;ıplak kalır. G&uuml;neş ateş renginde doğmuşken diğer bir saatte baş aşağı batar; g&ouml;klerde parıldayan yıldızlar; zaman zaman ihtirake uğrarlar. G&uuml;zellikte yıldızlardan daha parlak olan ay da ince ağrıya tutulup hilal olur. &Ccedil;ok sakin ve edepli olan bir yeri de sarsıntı sıtmaya d&uuml;ş&uuml;r&uuml;r.  Nice dağlar, bu ansızın gelen felaketten dolayı yery&uuml;z&uuml;ne kumlar gibi dağılıvermiştir! Ruhla eş olan hava bile kaza baş g&ouml;sterince veba kesilir, ufunetlenir: Ruhun kız kardeşi olan latif su, bir g&ouml;lc&uuml;kte sarı, acı ve bulanık bir hale gelir; azametli ve kibirli ateşi bile bir yel s&ouml;nd&uuml;r&uuml;verir!  Denizin halini de ıstırabından, coşkunluğundan anla, akılının değişik durduğunu, kalıptan kalıba girdiğini bil! Tanrı rızasını arayıp duran başı d&ouml;nm&uuml;ş feleğin hali de oğullarının hali gibidir:  Gah en altta, gah ortada, gah en tepede. Onda da b&ouml;l&uuml;k b&ouml;l&uuml;k kutlu ve yomsuz zamanlar var! Ey k&uuml;lliyat ile karışmış olan, ey insan! Basit cisimlerin halini de kendinden kıyas et! K&uuml;lliyatın b&ouml;yle hastalıkları, b&ouml;yle dertleri olunca onların c&uuml;zilerinin y&uuml;z&uuml; nasıl sararmaz? Hele birbirine zıt olan şeylerden; su, toprak, ateş ve yelden meydana gelmiş c&uuml;z&uuml;&#8230;  Koyunun kurttan ka&ccedil;masına şaşılmaz; şaşılacak şey bu koyunun kurda g&ouml;n&uuml;l vermesidir! Sağlık zıtların sulh&uuml;d&uuml;r; aralarında savaşın başlamasını da &ouml;l&uuml;m bil!  Tanrı&rsquo;nın l&uuml;tfu, bu aslanla yaban eşeğine, bu iki zıtta, vefakarlık hususunda bir &uuml;lfet vermiştir. D&uuml;nya hasta ve mahpus olunca, hastanın fani olmasına şaşılır mı?&rdquo;  Tavşan aslana bu &ccedil;eşit nasihatler verip &ldquo;Ben bu sebepler y&uuml;z&uuml;nden geriledim&rdquo; dedi.  Aslan dedi ki: &ldquo;Sen bu sebepleri bırak ta şu geriye &ccedil;ekilmenin sebebini s&ouml;yle, benim maksadın o.&rdquo;  Tavşan, O &ldquo;aslan bu kuyunun i&ccedil;inde oturuyor; bu kalenin i&ccedil;inde b&uuml;t&uuml;n afetlerden emin&rdquo; dedi.  Aklı olan kimse oturmak i&ccedil;in kuyu dibini se&ccedil;miştir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; g&ouml;n&uuml;l, sefaları halvetler.  Kuyunun karanlığı, halkın verdiği karanlıklardan daha iyidir. Halkın ayağını tutan, halkla karışıp g&ouml;r&uuml;şen; başını kurtaramamış, selamete erişememiştir.  Aslan &ldquo;İleri y&uuml;r&uuml;. Benim a&ccedil;acağım yara, onu kahreder, bir bak , o aslan orada mı?&rdquo; dedi.  Tavşan &ldquo;Ben o ateşten bir kere yanmışım. Sen beni kucağına alırsan, ey kerem madeni, ancak o vakit yardımınla g&ouml;z&uuml;m&uuml; a&ccedil;ar, kuyuya bakabilirim&rdquo; dedi.  Aslan onu kucağına aldı. O da aslanın himayesinde kuyuya kadar vardı. Kuyunun i&ccedil;ine, suya bakınca aslanın ve onun aksi parıldadı. Aslan su i&ccedil;inde parıldayan aksiiini g&ouml;rd&uuml;. Suda bir aslan şekliyle kucağında şişman bir tavşan şekli g&ouml;rd&uuml;. Su i&ccedil;inde d&uuml;şmanını g&ouml;r&uuml;nce tavşanı bırakıp kuyu i&ccedil;ine sı&ccedil;radı.Kendi kazdığı kuyuya kendi d&uuml;şt&uuml;. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yaptığı zul&uuml;m kendi başına geldi.  Zalimlerin zulm&uuml; karanlık bir kuyudur; b&uuml;t&uuml;n alimler b&ouml;yle dediler:  Daha ziyade zalim olanın kuyusu, daha korkun&ccedil;tur. Adalet &ldquo;daha k&ouml;t&uuml;ye daha k&ouml;t&uuml; ceza verilir&rdquo; buyurmuştur. Ey zul&uuml;mle bir kuyu kazan! Sen kendin i&ccedil;in tuzak hazırlıyorsun. İpek b&ouml;ceği giiibi kendi etrafını &ouml;rme; kendine kuyu kazarsan bari kararlıca kaz! Zayıfları sen yardımcısız, kimsesiz sanma; Kur&rsquo;andan &ldquo;İza cae nasrullah&rdquo;ı oku.  Sen filsen, d&uuml;şmanın senden &uuml;rkm&uuml;şse sana ceza olarak işte ebabil kuşu gelip &ccedil;attı.  Yerde bir zayıf aman dilerse, g&ouml;ky&uuml;z&uuml; askerleri birbirlerine karışırlar. Sen birisini dişinle ısırıp da kan i&ccedil;inde bırakırsan diş ağrısına tutulunca ne yaparsın?  Aslan, kuyuda kendisini g&ouml;r&uuml;nce hiddetinden o anda kendini d&uuml;şmanından ayırt edemedi. Kendi aksini kendi d&uuml;şmanı sandı, hulasa kendine kılı&ccedil; &ccedil;ekti.  Ey Adam! İnsanlarda g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n bir &ccedil;ok zul&uuml;mler, senin huyundur; sen kendi huyunu onlarda g&ouml;r&uuml;yorsun.  Senin varlığın, nifakın, zulm&uuml;n, gafletin onlara aksetmiştir. Sen o sun, sen kendini yaralamaktasın. O anda lanet ipliğini kendine kendin dokuyorsun!  O k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; sen kendinde a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;rm&uuml;yorsun. G&ouml;rsen kendine kendin candan d&uuml;şman olurdun. Ey ahmak kendine saldıran o aslan gibi sen de kendine saldırıyorsun. Ahlakının k&uuml;nh&uuml;ne erişir, hakikatini anlarsan o adam olmamazlığın senden olduğunu bilirsin. Aslan; başka bir aslan gibi g&ouml;r&uuml;nen şeklin, kendi aksinden ,ibaret olduğu kuyu dibinde zahir oldu. Bir zayıfın dişini s&ouml;ken, o ters g&ouml;ren aslanın işini işlemektedir.  Ey başkasının y&uuml;z&uuml;nde k&ouml;t&uuml; bir ben g&ouml;ren! G&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n kendi beninin aksidir, ondan nefret etme! &ldquo;M&uuml;minler birbirinin aynasıdır&rdquo;. Bu haberi Peygamberden rivayet etmediler mi?  G&ouml;z&uuml;n&uuml;n &ouml;n&uuml;ne g&ouml;k renkli bir cam koymuşsun, o sebepten alem sana g&ouml;k g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. K&ouml;r değilsen bu k&ouml;rl&uuml;ğ&uuml; kendinden bil. Kendine k&ouml;t&uuml; de başkasına deme!  Eğer m&uuml;min Tanrı nur ile bakmamış olsaydı; gaip m&uuml;mine b&uuml;t&uuml;n &ccedil;ıplaklığı ile nasıl g&ouml;r&uuml;n&uuml;rd&uuml;? Fakat sen Tanrı nuru ile değil Tanrı ateşi ile baktığından k&ouml;t&uuml;l&uuml;kte kaldın iyilikten gafil oldun.  İyiliği k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten ayırt edemedin, k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten de gafil oldun; iyilikten de. Ey gama kedere dalmış adam! Azar azar ateşe nur serp ki ateşin nura d&ouml;ns&uuml;n.  Ya Rabbi, sen de o tertemiz suyu serp de alemin şu ateşi tamamıyla nur olsun.  Denizin suyu hep ferman altındadır; ya Rabbi su da senindir, ateş de. Sen istersen ateş, latif su olur; dilemezsen su bile ateş kesilir. Bizim şu niyazımızı da yine sen ilham etmektesin. Zul&uuml;mden kurtulmamız, senin ihsanındır. Sen bize bu isteği, biz istemeksizin verdin, hadsiz, hesapsız ihsanlar da bulundun.  Tavşan kurtulduğuna sevinerek ovaya, av hayvanlarına koştu. Aslanın kuyuda &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;r&uuml;nce &ccedil;ayıra doğru g&uuml;le oynıya gitmekte idi. &Ouml;l&uuml;m&uuml;n pen&ccedil;esinden kurtulduğundan ayağı yerden kesilmiş, sevinmiş; el &ccedil;ırpmakta, dallar, yapraklar gibi yeşermiş neşelenmiş, oynamaktaydı.  Dallar, yapraklar toprak hapsinden kurtulunca başlarını y&uuml;kseltir, r&uuml;zgarın eşi arkadaşı olurlar. Yapraklar, daldaki tomurcukları yarıp &ccedil;ıkınca ağacın ta &uuml;st&uuml;ne &ccedil;ıkarlar.  Her meyve ve her yaprak, tomurcuğunun diliyle Tanrı&rsquo;nın ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; terenn&uuml;m eder. Bizim aslımızı ihsan sahibi Tanrı yetiştirdi, nihayet ağa&ccedil; kalınlaştı, doğrulup y&uuml;kseldi de. Su &ccedil;amur i&ccedil;inde olan canlar da bataklıklardan, su ve &ccedil;amurdan kurtulunca g&ouml;n&uuml;lleri sevin&ccedil; dolu bir halde.  Tanrı aşkının havasında raks ederler; ayın on d&ouml;rd&uuml; gibi noksansız ve tam bir hale gelirler. Tenleri oynayıp durur, ya canları ne haldedir? Sorma! Tamamı ile can olanlara gelince; onları hi&ccedil; sorma (anlatmaya imkan yok!)  Tavşan aslanı zindana soktu, aslan i&ccedil;in ne ayıp şey; bir tavşancıktan geri kaldı! B&ouml;yle bir ayıba sahip olduğu halde şaşılacak şey şurasıdır ki bir de kendisine Fahrettin lakabını takmalarını ister!  Ey kişi! Sen bu d&uuml;nya kuyusunun dibinde mahpus kalan bir aslansın. Tavşan gibi olan nefsin seni nasıl kahretti? Senin tavşan nefsin sahrada yiyip i&ccedil;mekte, zevk ve sefa etmekte. Sen ise şu dedikodu, bahis ve m&uuml;nakaşa kuyusunun dibindesin!  O aslan avcısı tavşan, av hayvanlarının bulunduğu yere koşup &ldquo;birbirinizi muştulayın. Size m&uuml;jdeci geldi. M&uuml;jde ey zevki sefaya dalmış olanlar! M&uuml;jde ki o cehennem k&ouml;peği, geldiği cehenneme gitti.  M&uuml;jde! Tanrı, o can d&uuml;şmanının dişlerini s&ouml;kt&uuml;. Pen&ccedil;esiyle nice başlar ezen d&uuml;şmanı, &ouml;l&uuml;m s&uuml;p&uuml;rgesi &ccedil;er&ccedil;&ouml;p gibi s&uuml;p&uuml;rd&uuml; gitti&rdquo; dedi. O zaman b&uuml;t&uuml;n hayvanlar, sevin&ccedil;li bir halde g&uuml;l&uuml;p oynayarak, onun y&uuml;z&uuml;n&uuml; &ouml;pt&uuml;ler. Etrafına halka oldular. O &ccedil;ırağ gibi ortalarındaydı. B&uuml;t&uuml;n sahradakiler ona secde ettiler.  &ldquo;Sen g&ouml;kten inen bir melek misin, yoksa peri misin? Hayır ne meleksin ne peri! Sen, erkek aslanların azrailisin! Ne olursan ol; canımız sana kurban olsun! Ona galip geldin, elin kolun sağ olsun! Tanrı bu suyu senin arkından akıttı; eline koluna aferin. Bir daha s&ouml;yle! Onu hile ile nasıl inandırdın; o zalimi d&uuml;zenle nasıl kahrettin? Bir daha s&ouml;yle ki hikayen dertlere derman, canlara merhem olsun! Bir daha s&ouml;yle ki o sitemkarın zulm&uuml;nden canlarımızda y&uuml;z binlerce yaralar var&rdquo; dediler.  Tavşan dedi ki: &ldquo;Ey ulular! Tanrı yardım etti, yoksa d&uuml;nyada bir tavşan kim oluyor ki? Koluma kuvvet, kalbime kudret verdi, cenneti, huriyi kucağıma attı.  &Uuml;st&uuml;nl&uuml;kler Hak&rsquo;tan gelir, hallerin değişmesi de ondandır. Hak; bu kuvvet kudreti zan ve yakin ehline n&ouml;betleşe g&ouml;stermektedir.  Ey ikbal n&ouml;betine erişen! Kendine gel, sevinme! Sen n&ouml;betle mukayyetsin, h&uuml;rl&uuml;k taslama! Saltanatı n&ouml;betten &uuml;st&uuml;n olan, ikbali ebedi bulunan n&ouml;bet davulunu yedi yıldızdan &uuml;st&uuml;n bir yerde &ccedil;alarlar.  N&ouml;betten &uuml;st&uuml;n olanlar, baki padişahlardır; onlar daima ruhlara sakidir. Bir iki g&uuml;n su i&ccedil;meyi terk edersen ağzını ebediyet şarabına daldırır, o hakikat şarabını i&ccedil;ersin.</p>
<p><a href="http://onlinemesnevi.blogspot.com/2007/09/hikaye5.html" target="_blank">kaynak</a></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~4/277915798" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://maneviyat.bunyaz.com/mesneviden-tevekkul-mu-calismak-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://maneviyat.bunyaz.com/mesneviden-tevekkul-mu-calismak-mi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Haftanın Duası</title>
		<link>http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~3/277915799/</link>
		<comments>http://maneviyat.bunyaz.com/haftanin-duasi-14/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Mar 2008 16:09:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kara_al</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haftanun Duası]]></category>
<category>amel</category><category>dua</category><category>hadis</category><category>haftanın duası</category><category>maneviyat</category><category>nasıl dua edilir</category>
		<guid isPermaLink="false">http://maneviyat.bunyaz.com/haftanin-duasi-14/</guid>
		<description><![CDATA[&#160;

Rabbimiz! Şayet Sen bize azap eder ve g&#252;nahlarımızın ortaya d&#246;k&#252;l&#252;p utanılacak hallere maruz kalmamıza m&#252;saade edersen, biz başka hangi kapının tokmağına dokunabiliriz?!  Bir kez daha, g&#252;nahlarımız sırtımızda bir kambur gibi, onun hacaletiyle huzuruna geldik. Şayet bizi hatalarımızın karşılığı olan cezaya maruz bırakırsan, bunlara fazlasıyla m&#252;stahakız. Fakat, merhametinin ve şefkatinin enginliğiyle muamelede bulunursan, o da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><embed width="250" height="283" src="http://dosya.bunyaz.com/player/mediaplayer.swf" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" flashvars="height=283&amp;width=250&amp;file=http://content.zaman.com.tr/extentions/multimedia/seslihaber/kursu/2008-03-21/2008-03-21-haftanin-duasi.mp3&amp;image=http://www.donusumkonagi.net/admin/makale/dua_1.jpg&amp;frontcolor=0x000000&amp;lightcolor=0x3333FF&amp;screencolor=0xFFFFFF"></embed></p>
<p>Rabbimiz! Şayet Sen bize azap eder ve g&uuml;nahlarımızın ortaya d&ouml;k&uuml;l&uuml;p utanılacak hallere maruz kalmamıza m&uuml;saade edersen, biz başka hangi kapının tokmağına dokunabiliriz?!  Bir kez daha, g&uuml;nahlarımız sırtımızda bir kambur gibi, onun hacaletiyle huzuruna geldik. Şayet bizi hatalarımızın karşılığı olan cezaya maruz bırakırsan, bunlara fazlasıyla m&uuml;stahakız. Fakat, merhametinin ve şefkatinin enginliğiyle muamelede bulunursan, o da Sana pek yaraşır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/maneviyatblogu/~4/277915799" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://maneviyat.bunyaz.com/haftanin-duasi-14/feed/</wfw:commentRss>
<enclosure url="http://content.zaman.com.tr/extentions/multimedia/seslihaber/kursu/2008-03-21/2008-03-21-haftanin-duasi.mp3" length="2312115" type="audio/mpeg" />
		<media:content url="http://content.zaman.com.tr/extentions/multimedia/seslihaber/kursu/2008-03-21/2008-03-21-haftanin-duasi.mp3" fileSize="2312115" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>&amp;#160; Rabbimiz! Şayet Sen bize azap eder ve g&amp;#252;nahlarımızın ortaya d&amp;#246;k&amp;#252;l&amp;#252;p utanılacak hallere maruz kalmamıza m&amp;#252;saade edersen, biz başka hangi kapının tokmağına dokunabiliriz?! Bir kez daha, g&amp;#252;nahlarımız sırtımızda bir kambur</itunes:subtitle><itunes:summary>&amp;#160; Rabbimiz! Şayet Sen bize azap eder ve g&amp;#252;nahlarımızın ortaya d&amp;#246;k&amp;#252;l&amp;#252;p utanılacak hallere maruz kalmamıza m&amp;#252;saade edersen, biz başka hangi kapının tokmağına dokunabiliriz?! Bir kez daha, g&amp;#252;nahlarımız sırtımızda bir kambur gibi, onun hacaletiyle huzuruna geldik. Şayet bizi hatalarımızın karşılığı olan cezaya maruz bırakırsan, bunlara fazlasıyla m&amp;#252;stahakız. Fakat, merhametinin ve şefkatinin enginliğiyle muamelede bulunursan, o da [...]</itunes:summary><itunes:keywords>Haftanun Duası, amel, dua, hadis, haftanın duası, maneviyat, nasıl dua edilir</itunes:keywords><feedburner:origLink>http://maneviyat.bunyaz.com/haftanin-duasi-14/</feedburner:origLink></item>
	<media:rating>nonadult</media:rating></channel>
</rss>
