Hz. Peygamber ve Kadın
5 Mart 2008 Yazar: bunyaz |
Kategori: Aktüel
Etiketler:Allah, din, hadis, Hz. Muhammed, ilim, insan, maneviyat, nur

Antik çaÄŸlardan beri dinler ve filozofların kadın ve kadın-erkek münasebetleri hususunda önemle durdukları bilinmektedir. BaÅŸta Aristo olmak üzere filozoflar genellikle kadını küçümseyen ve kadınlar tarafından kabulü mümkün olmayan görüÅŸler ileri sürmüÅŸlerdir.
Semavî ve beÅŸerî dinlerin kadın konusundaki yaklaşımları ise, çok farklı ve zaman zaman çeliÅŸkilidir. İnsanlık tarihi boyunca zengin bir tarihî tecrübe ve birikimden sonra gelen İslam’ın ve Hz. Peygamberin kadına bakışı, bu konuda ortaya koyduÄŸu ilkeler ve bizzat Rasûlullah’ın Müslüman ve diÄŸer kadınlara karşı yaklaşımı deÄŸerlendirilecek olursa İslam’ın ve Hz. Muhammed’in (sav) nasıl bir devrim gerçekleÅŸtirdikleri anlaşılacaktır.
Hz. Peygamberin getirdiÄŸi din ile kadın vakar, ÅŸeref ve sosyal statü kazanmıştır. İslâm ile kadının medenî, sosyal, iktisadî ve hukukî hakları garanti altına alınmış, kadının evlat, eÅŸ ve anne olarak statüsü yükseltilerek erkeÄŸin sahip olduÄŸu birçok hak ve imtiyazlar verilmiÅŸtir. DoÄŸu toplumlarındaki Müslüman kadınların geri kalmış, cahil, kiÅŸilik hakları olmayan bir grup olarak görülmesinde sorumlu olan İslâm deÄŸil, bir takım iktisadî, siyasî, içtimaî ve psikolojik ÅŸartlardır. Hz. Muhammed (sav)’den sonra sosyal, kültürel çevre ve siyasî ÅŸartların tesiri ile ataerkil aile anlayışı ve kadın haklarını kısıtlayan telakki, kadınların konumunda gerilemeye neden olmuÅŸ ve zaman içinde bu gelenek fıkhî yorumlara tesir etmiÅŸtir.
Hz. Muhammed (sav) döneminde kadınların aile ve toplum içindeki statüsü, rollerinin tahlili ve kadın-erkek iliÅŸkilerinin mahiyetinin deÄŸerlendirilmesi İslâm’ın kadına bakışı hakkında bilgi verecektir. İslâm, bir insan olarak kadını erkek ile eÅŸit statüde kabul eder ve gerek yaratılış gerekse hak ve sorumluluklar yönünden erkeklerle eÅŸit konumda olan bir kadın portresi çizer. Kadın ve erkek birbirine eÅŸit oranda bağımlı resmedilir. Kur’ân-ı Kerim’de “onlar sizin örtünüz siz de onların örtülerinizsiniz.” (Bakara,187) denilmektedir. DiÄŸer bir âyette de “Mümin erkeklerle mümine kadınlar birbirlerinin velisidirler.” (Tevbe, 71) denilmektedir. Peygamberimiz Veda hutbesinde kadınların haklarına ve kadın-erkek iliÅŸkilerine temas ederken ÅŸu mesajı vermiÅŸtir. “Ey insanlar! Kadınlarınız üzerinde hakkınız, kadınlarınızın da sizin üzerinde hakları vardır.” Dolayısıyla, İslâm dininde kadın, erkekle aynı seviyede görülüp, ÅŸahsî, hukukî ve sosyal haklar açısından kadın ve erkek denk tutulur. İbadet, miras, ticaret ve malını tasarruf gibi birçok ÅŸahsî hakları vardır. Erkekler karşısında kadının hak ve hukuku kanunla korunmuÅŸ ve kadınların sahip oldukları hak ve hukukun ÅŸuuruna varmaları hedeflenmiÅŸtir.
Kur’ân-ı Kerim’de belirtildiÄŸi gibi insan olma bakımından, dinî ve hukukî açıdan kadın ve erkek aynı haklar ve imtiyazlara muhatap olmasına raÄŸmen, cinsler arasında mutlak bir eÅŸitlikten söz edebilmek mümkün deÄŸildir (Hucûrat, 35). Kadınlar erkeklerden farklı olarak fizikî, psikolojik ve biyolojik yapıya sahiptir. İslâm her cinse ait olan ayırt edici fonksiyonları ve farklılaÅŸtırıcı rolleri, cinsler arasındaki bu farklılıkları düÅŸünerek tayin etmiÅŸtir. İslâm, fıtrata ters düÅŸmeden eÅŸitliÄŸin mümkün olduÄŸu yerde iki cins arasında eÅŸitlik kurar ve yine fıtrata uygun olmayan durumda iki cinsin arasını ayırır.
Kadın ve erkeÄŸin tabiatındaki farklılıkların bir neticesi olarak geliÅŸen görev farklılıkları, miras ve evlilik gibi konularda farklı hükümlerin geliÅŸmesine neden olmuÅŸtur. Miras, nikah ve boÅŸanma gibi durumlarda kadın ve erkekler için farklı hükümler olması, erkeÄŸe boyun eÄŸen, ikincil statüye sahip Müslüman kadın portresinin geliÅŸmesine katkıda bulunmuÅŸtur. Miras paylaşımında ölenin kızları ile oÄŸulları bulunursa bu durumda kızlara, oÄŸul hisselerinin yarısı kadar pay veriliyor olması bu fikri besleyen faktörlerden biridir. Ancak İslâm hukuk kurallarına göre erkek hem ailenin geçiminden tek başına sorumludur, hem de yakından uzaÄŸa akrabasına nafaka yükümlülüÄŸü, akrabanın ödeyeceÄŸi bazı kaza tazminatlarına katılma ve mehir gibi malî yükümlülükleri vardır. Buna karşı kadınların malî yükümlülükleri azaltılmıştır. Ailenin maddî yükümlülüklerini taşımak zorunda olan erkek için daha fazla miras hakkına sahip olması anlaşılabilir bir durumdur.
İslâm hukukunda boÅŸama hakkı kocaya aittir. BoÅŸanma konusunda erkeÄŸin kadına kıyasla daha geniÅŸ haklara sahip olduÄŸu görülmektedir. Bu durum boÅŸanmanın ekonomik yükünün kocanın üzerinde olması ve erkeÄŸin boÅŸanma hakkını keyfi kullanmasını engel olmak adına geliÅŸtirilmiÅŸtir. DiÄŸer yanda evlilik hayatı içinde zarar ve zulüm gören, mutlu olmayan kadın, kocası boÅŸamak istemediÄŸi halde hâkime veya hakemlere baÅŸvurarak evlilik hayatını sona erdirebilir. Ayrıca yine kadının irade ve teÅŸebbüsü ile devreye girecek olan bedel vererek boÅŸanma (muhâlea) yolu da açıktır. Hz. Muhammed (sav) döneminde kadınların evlenme ve boÅŸanma konularında söz sahibi oldukları bilinmektedir. ÖrneÄŸin Hz. Peygamberin kızı Hz. Fâtıma, kocası Ali’nin ikinci evliliÄŸine razı olmamış, O da kızının tarafını tutmuÅŸ, damadına "ya Fâtıma’yı boÅŸamasını yahut da ikinci evlilikten vazgeçmesini" söylemiÅŸtir.
Kur’ân biyolojik farklılıkları kabul eder fakat bu durumu eÅŸitsizlik olarak deÄŸerlendirmez. Ancak bazı İslâm ülkelerinde kadın ve erkek arasındaki biyolojik farklılığa dayanarak kurulan cinsiyetler arası eÅŸitsizlik fikri ‘erkeÄŸin katı otoritesini’ besleyen bir durum haline gelmektedir. Kur’ân ve hadislerin bir bütün olarak alınmaması, kadının kocasına itaati konusundaki hadislerin çerçevesinden saptırılmasına ve kadınların aciz ve kiÅŸilik haklarından yoksun resmedilmelerine neden olmuÅŸtur. Fakat aksine, Hz. Muhammed (sav) döneminde kadınların aile ve toplum içindeki statüleri, kendisinin kadınlar ile olan müspet iliÅŸkileri ve kadınların hakları konusundaki hassas davranışları kadınlara verilen deÄŸerin bir ifadesidir. Allah Rasulu’nun gayri müslim kadınlara da iyi davrandığı Mekke’den Medine’ye gelen ve Müslüman olmadığını açıklayan bir kadına yardım ettiÄŸi, diÄŸer taraftan da bir sefer esnasında İslâm ordusuna gerekli haberleri veren bir kadını ve kocasını da serbest bıraktığı bilinmektedir. Ayrıca hastalanan Müslüman kadınlarla ilgilendiÄŸi, hatta evlerine kadar gidip ziyaret ettiÄŸi ifade edilmektedir.
İslâm’da belli bir rol tayininden bahsedileceÄŸi gibi genel olarak rol dağılımının çok keskin olmadığı görülmektedir. Bu roller kimi toplumlarda dengesiz ve biri diÄŸerinin aleyhine iÅŸleyecek ÅŸekilde dağılmış olabilir. Ancak Hz. Muhammed (sav) döneminde kadınlar dinî ve içtimaî hayatta aktif olarak bulunmakta idiler. Siyaset, savaÅŸ ve ilim konularda erkeklerin yanı başında yer alan kadınlar bulunmaktaydı. Siyasî tutukluların affı için aracılık yapan kadınların bu isteklerini yerine getiren Hz. Muhammed (sav)’in bazen siyasî konularda dahi kendi eÅŸlerinin sözlerine uygun hareket ettiÄŸi bilinmektedir. Birçok erkek sahabenin baÅŸlarına lider olarak Hz. ÂiÅŸe’yi getirmek istemeleri Müslüman kadınların sosyal hayatta aktif olarak yer aldıkları gerçeÄŸine bir örnek teÅŸkil etmektedir. Hz. ÂiÅŸe’nin hadisçilik vasfının yanında fetva, feraiz, tarih, nesep, ÅŸiir, tıp ve astronomide de ÅŸöhret kazandığı bilinmektedir.
Ayrıca çalışma hayatında da bugünkü İslâm toplumlarında görünenin aksine iÅŸ bölümündeki hudutların daha esnek olduÄŸu görünmektedir. ÖrneÄŸin, Hz. Muhammed (sav)’in eÅŸi Zeynep dericilik ile uÄŸraşırdı ve kazandığını sadaka olarak dağıtırdı. Hz. Muhammed (sav) ev iÅŸlerinde eÅŸlerine yardım eder, elbisesinin yırtığını yamar, ayakkabısının söküÄŸünü dikerdi. Dolayısıyla, İslâm’da kadının, bağımsız bir kiÅŸiliÄŸe sahip olduÄŸu ve aynı zamanda ekonomik açıdan da bağımsız olduÄŸu görülmektedir. Bir hadiste "kadınlar erkeklerin mülkiyetinde olan bir mal olarak deÄŸil aynı haklara sahip kiÅŸiler" olarak belirtilir. Bunun yanı sıra, Havle bint Amr’dan borç para alması ve Dubaa bint ez-Zubeyr’den kestiÄŸi koyunun etini göndermesini istemesi Hz. Muhammed (sav)’in kadınlarla iliÅŸkileri hakkında ve kadınları nasıl gördüÄŸü hakkında bilgi vermektedir.
Hz. Muhammed (sav) döneminde kadınların ÅŸahsiyet sahibi olduÄŸu, haklarının farkında oldukları ve bilinçli bir ÅŸekilde kendilerini savundukları görünmektedir. Erkek egemenliÄŸi altında ezilen, pasif, ikincil statüye sahip Müslüman kadın portresinin, zaman içinde geliÅŸen Müslümanların tatbikatlarının ve Batılıların geliÅŸtirdiÄŸi kliÅŸelerin bir tezahürü olduÄŸu söylenmelidir. Müslüman kadınlar hakkındaki menfi düÅŸünceler maalesef zaman içinde oluÅŸmuÅŸ olup Hz. Muhammed (sav) dönemi pratikleri ile çeliÅŸen bir yapıya sahiptir. PederÅŸahi kültürlerin, Kur’ân’ın kadınlar hakkındaki müspet görüÅŸlerini, kendilerinin kadın hakkındaki önyargılarını besleyecek ÅŸekilde okudukları söylenebilir. ErkeÄŸin sorumluluklarının daha fazla olması ona kadın üzerinde daha fazla hak ve yetkiye sahip olmasına neden olmuÅŸtur. Nitekim bir âyet-i kerimede bu durum “Erkeklerin kadınlar üzerinde ve kadınların erkekler üzerinde hakları vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece vardır.” (Bakara, 228) ifadesiyle açıklanmaktadır. Ancak bu durum kadının aile içinde ve toplumda ikincil planda olması veya birey olma özelliÄŸini yitirmesi manalarına gelmemektedir. İslâm’da önemli olan cinsiyet deÄŸil, kul olarak Allah karşısındaki durumudur. “Åžüphesiz Allah katında sizin en üstününüz O’ndan (Allah’tan) en çok korkanınızdır.” (Hucurat,13) âyeti bu konuya nihaî noktayı koymaktadır.

Mevlit Kandili Kurban Bayramından Ramazan Bayramından daha büyük Bayramdır. Hz. Muhammet (s.a.s.) Dünyaya teÅŸrifleri ile kâfirlikten kurtulduk Elhadülillah. Bu Bayramın kıymetini iyi bilelim… (Halid YaÅŸar)Efendinin bu sözlerini sizlerle paylaÅŸmak istedim. Bütün müslümanların Mevlit Kandilini kutlarım. Müslümanların dünya Ahiret kurtuluÅŸuna vesile olsun inÅŸallah.