Kalb ile kafayı evlendirmenin tam zamanıdır
2 Kasım 2007 Yazar: bunyaz |
Kategori: Aktüel
Etiketler:ayet, deryadan katreler, ezan, hadis, hadis analizi, hizmet, iman, insan, islam, kuran, maneviyat, müslüman, namaz, nur, risale, sohbet, sünnet nedir, taberani, tirmizi

Günümüzde ilmi baÅŸ tacı edip her ÅŸeyi ona baÄŸlayan bir kısım materyalistler olduÄŸugibi, müspet ilimlerin hiçbir ÅŸey ifade etmediÄŸini ve bir iÅŸe yaramadığını iddia eden câhil ve mutaassıp insanlar da az deÄŸil.Bu konuda dünya çapında bir ilim adamı olan Albert Einstein’ın yaklaşımı ile Bediüzzaman hazretlerinin yaklaşımı bir manada benzerlik arz etmektedir. Einstein, “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din de topaldır” derken, Üstad ise, “Vicdanın ziyası ulûm-u diniyyedir. Aklın nuru fünûn-u medeniyyedir. İkisinin imtizacı ile hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervâz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassub; ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder.” demiÅŸtir. Einstein baÅŸka bir defa da “Kâinatın Yaratıcısına olan inanç, ilmî araÅŸtırmanın en kuvvetli ve en asil muharrik gücüdür” diyerek farklı bir hususa dikkat çeker.
İnsan mantığı, muhakemeyi ve aklî ilimleri ister ve pozitif ilimlerle meşgul olmayı iktiza eder. Kalbe gelince o da dinî ilimlerle ve rûhânî hayatın verdiği vâridâtla meşgul olmayı gerektirir. İşte bunların ikisi imtizaç ettiği zaman ilim adamının himmeti bir üveyk gibi kanatlanır. Bunun aksi bir durum söz konusu olduğunda ise insanın taassuba girdiği, mantık ve muhakemede şüphe ve tereddütlerin hâsıl olduğu ve ilahî ilimlerle irtibatın kesildiği hususiyle de felsefenin açtığı yaralarla hep tereddüt içinde bocalamalar görülür. Bu iki hastalığa dûçar olmamanın yegâne çaresi kalb ile kafa ziyasının cem edilip mantıkî bir prizmadan geçirilerek İslamî düşünce çizgisinin yakalanmasıdır.
Meseleye bir de tarih perspektifinden bakarak açıklık getirmenin yerinde olacağını düşünüyorum. Tarihte takva ile fünûn-u medeniyede ilerlediÄŸimiz pek çok zaman olmuÅŸtur. Hicrî beÅŸinci asırda biz Asya’da bir rönesans gerçekleÅŸtirmiÅŸiz ki, Avrupa henüz böyle bir kelimeyi bilmiyordu. Hicri beÅŸinci asra kadar pek çok ilim adamı aynı zamanda zâhidâne bir hayat yaÅŸamışlardır. Evet bizim, rasathanede oturup gökyüzünü temaÅŸa ederken yıldızların hareketleri karşısında hıçkıra hıçkıra aÄŸlayan alimlerimiz vardır. Niceleri orada vecde gelip kendinden geçmiÅŸtir. Yani denebilir ki o zaman ilim araÅŸtırma merkezlerimiz ve rasathanelerimiz aynı zamanda tekke ve zaviye vazifesi görüyordu. Keza ilim tarihimize bakıldığında anatomi alanındaki çalışmalarımız, insan vücudunun esrarengiz noktalarındaki araÅŸtırmalarımız çok defa başımızı döndürürdü. Diyebiliriz ki belli bir dönemde fünûn-u medeniye de aynen ve aynı mekanda medrese ilimleri gibi tahsil ediliyordu.
Bu meselede Farabi’nin bir kısım kural dışı sözlerine ve İbn Sinâ’nın bazı eÄŸri büğrü düşüncelerine bakıp aldanmamak lazımdır. Kaldı ki onlar da hep Müslüman olduklarını ifade etmiÅŸlerdir. Bir kısım yaklaşım ve üsluplarında hata olsa da böyle demiÅŸ ve böyle düşünmüşlerdir. Tarih boyunca seleflerimiz arasında dünya kadar beÅŸ başı mamur insan yetiÅŸmiÅŸtir ki hepsinin ayrı bir derinliÄŸi olmuÅŸtur.
Ancak hicri beşinci asırdan itibarendir ki, kalb kafadan ayrılmış ve bunlardan hangisi hakimse diğerini talâk-ı selâseyle boşamıştır. Ve denebilir ki ondan sonra da bu ikisi bir ölçüde hep ayrı yaşamışlardır.
5. Asırdan itibaren kalb-kafa ayrıldı
Üstad hazretleri, sürekli kalb-kafa imtizacından (bütünlüğünden) bahseder. Ben ise o ikisine evlendirme manasında izdivaç demeyi tercih ettim. Bu millete hizmet etmeye gönül vermiÅŸ olanlar, iman ve hayat mülahazaları ile, çaÄŸlaya çaÄŸlaya nihayetinde ummana ulaşıp ayrı bir kıvama ulaÅŸtığında, iÅŸte o zaman iÅŸi elinde bulunduranların yerine getirmeleri gereken en mühim vazife, aklın ziyası olan fünûn-u medeniye ile kalbin ziyası olan ulûm-u dîniyeyi yani aklı ve kalbi evlendirmek olmalıdır. Biraz da esprili bir üslupla asırlardan beri birbirine küsmüş ve cüdâ düşmüş akıl erkeÄŸini kalb diÅŸisiyle evlendirmek ve “Yeter bunca ayrı yaÅŸamak, Batıyla bunca zevc-i âher olup hulle yaptınız, artık geriye dönebilirsin” diyerek bu izdivacı gerçekleÅŸtirmek gelecek adına çok önemlidir.
Bu arada ÅŸunu da ifade etmenin yerinde olacağını düşünüyorum. Cenab-ı Hakk’ın bu millete ve milel-i İslamiye’ye lütfedeceÄŸi nimetlere bel baÄŸlayarak hükümleri onlara bina etmek, İslam’a hizmet düşüncemiz açısından bize düşmeyeceÄŸinden onlarla meÅŸgul olmayı hizmet felsefemize ve yolumuza zıt ve ters görüyoruz. Ayrıca böyle bir yaklaşım Rabb’imizle pazarlık yapmak manasına geldiÄŸinden dolayı böyle bir saygısızlıkta bulunmanın da katiyen doÄŸru olmadığını ifade etmek istiyorum.
“Ya hoca! Allah aÅŸkına senin gayen nedir?”
Bu vesile ile bir hâtıramı aktarmak isterim: Burdur’da ilk sorguya çekildiÄŸim sıralarda bana “Ya hoca! Allah aÅŸkına senin gayen nedir?” demiÅŸlerdi. Ben de tavrımı hiç bozmadan, “Vallahi ÅŸahsen ben akılla kalbi evlendirmeyi düşünüyorum.” deyip fünûn-u medeniye ile ulûm-u diniye’nin izdivâcından, talebenin himmetinin pervaz etmesinden bahsetmiÅŸtim. Ama aradan beÅŸ on dakika geçince aynı soruya bir daha muhatap olmuÅŸtum. Ben yine elimden gelse zâviye, medrese ve mektep ruhunu barıştırmak istediÄŸimi, bunlardan birinin bizim ruh enginliÄŸimizi ve İslâmî ufkumuzu ifade ettiÄŸini, diÄŸerinin de kâinat kitabını hallaç etmede bize kanat olacağını anlattım. Zannediyorum üç- dört defa bana evirip çevirip aynı soruyu sordular. Ben de aynı mihverde cevap vermeye çalıştım. Tabii bu arada benim de hakikaten çocuksu tavırlarım olmuÅŸ olabilir. Sonra görevlilerden biri bana ÅŸunu söylemiÅŸti: “Yahu hoca, senin yerinde olsaydım ben her ÅŸeyi dosdoÄŸru konuÅŸurdum.” Oysa ben hiç mi hiç yalan konuÅŸmamıştım. Zaten ÅŸimdiye kadar da hiç böyle bir düşüncemiz olmamıştı. Bundan sonra da olmayacaktı. Biz baÅŸkaları gibi düşünseydik ÅŸimdiye kadar bunun bir tereÅŸÅŸuhu olurdu. Ama bizim öyle bir hesabımız ve düşüncemiz hiç olmamıştı; evet bunu bir kez daha ifade etmek istedim.
Sadede dönelim; bana göre kalbi kafayla evlendirmenin zamanı gelmiştir. Bir taraftan fünûn-u medeniye dediğimiz fizik, kimya, matematik ve fen bilimleri, diğer taraftan da ulûm-u diniyeyi imtizac ettirmenin tam zamanıdır. Hatta günümüzde insanları idare etme adına sosyal bilimler de çok önemli bir hal almıştır. Sosyal bilimler bizim gibi geri kalmış milletlerde pek önemsenmemesine mukabil pek çok açıdan ilerlemiş milletlerde bugün çok değer verilen bir bilim dalıdır. Bu bilim dalına gerekli değeri vermeyen milletler daha ziyade fen bilimlerine ağırlık verirler. Aslında geleceğin zimamdarları, idarecileri ve siyasetçileri sosyal bilimlerle uğraşan insanlardan çıkacaktır. Bu itibarla da fünûn-u medeniye denen bütün medenî ilimlere bu nazarla bakmak mümkündür.
Ayrıca fünûn-u medeniyede terakki ancak ulûm-u diniyeye sarılmakla mümkündür. Evet, müspet ilimlerde ilerleyebilme, kâinatın basiretli bir ÅŸekilde okunup yorumlanmasına, adeta bir meÅŸher gibi temâşâ edilmesine ve bir kitap gibi gözden geçirilip deÄŸerlendirilmesine baÄŸlıdır. Kısaca oturmuÅŸ bir imana ve Kur’an’ın ufkunu yakalamaya baÄŸlıdır. GeleceÄŸin ilim adamları bu hususu katiyen ihmal etmemelidirler.
Dikkat çekmek istediÄŸimiz diÄŸer bir nokta, bu mevzuda fikirlerini naklettiÄŸimiz Einstein ile Üstad Bediüzzaman’ın hemen hemen aynı hususu seslendirmiÅŸlerdir. Zira ikisi de önemli birer düşünürdür. Gerçi Bediüzzaman hazretleri ehl-i beytten olup seyyiddir. Einstein ise dinine sıkı sıkıya baÄŸlı bir Yahudi’dir ki her ikisinin beslendiÄŸi ana kaynak temelde dindir. Bununla beraber yaklaşımlarının biraz farklı olduÄŸu da önemli bir husustur. Bunlardan birinin yaklaşımı din ağırlıklı olduÄŸundan o kendine has özel bir çizgidedir. DiÄŸerinin yaklaşımı ise kendini fünûn-u müsbeteye biraz fazla kaptırdığından onda da ilim önde, din geridedir. Bu konuda Bediüzzaman’ın yaklaşımında dinin önde, fakat ilmin “kendi çerçevesinde” olduÄŸunu ve kesinlikle (ilmin) geride olmadığını söylemek de yerinde olur; zire her ikisi de birbirine yakın fikirler beyan etmiÅŸlerdir. Ama aynı ÅŸeyi söylemelerine raÄŸmen her ikisinin yaklaşımları farklı farklıdır.

Sitede emegi gecen herkese tesekkurler
http://www.1bilgi.com
Sizleride sitemize bekliyoruz
Nice yillara…