Kürsü (istişare eden asla kaybetmez)
15 Åžubat 2008 Yazar: kara_al |
Kategori: kürsü
Etiketler:Fethullah Gülen, ikindi sohbetleri, kürsü, maneviyat, sohbet, zaman
Hakiki mü’min, Allah’ın rahmet ve inayeti sayesinde her türlü zorluÄŸun altından kalkabileceÄŸine inanmakla beraber fıtrat itibarıyla diÄŸer insanlara muhtaç olduÄŸunu ve insanî yanlarının ancak çevresinin desteÄŸiyle ortaya çıkacağını daha baÅŸtan kabul eder ve hiçbir zaman, hiçbir açıdan kendisini yeterli görmez. O, bir iÅŸ ya da makam teklif edildiÄŸinde hemen ileri atılmaz, o yere kendisinden daha ehil kimselerin olup olmadığına bakar ve ÅŸayet böyle birini görürse bir adım geriye çekilip onu iÅŸaret eder. BulunduÄŸu konumun hakkını verdiÄŸine hiç inanmaz; sürekli daha verimli olabilmenin yollarını araÅŸtırır. Mevcut bilgi birikimiyle yetinmez; okuyup öÄŸrenmeyi mezara kadar sürecek olan bir vazife bilir ve yeni marifet ufuklarına ulaÅŸma gayretinden asla dûr olmaz. Özellikle de, Allah’a yaklaÅŸma mevzuunda durumunu katiyen yeterli saymaz, kurb (yakınlık) adına kat’ettiÄŸi mesafeleri kâfi görmez ve her zaman dergâh-ı ilâhîye daha yakın olma cehdinde bulunur. Evet, mü’min kendini yeterli görmeyen ve "Hel min mezîd - Daha yok mu?" deyip her meselede daha iyiyi, daha güzeli arayan bir kuldur. Kendisini çevresinden müstaÄŸnî gören, "Ben kendime yeterim; benim kimseye ihtiyacım yok!" diyen bir insan boÅŸlukta yürüyor demektir. Halkın onun hakkında takdir ettiÄŸi izâfî bir karizmaya takılıp kendine bambaÅŸka bir pâye biçen, kimsenin fikrine ihtiyaç hissetmeyen ve kendi kendine kararlar vererek asıp kesen biri faziletsizin ta kendisidir. İş ve plânlarında kendi fikirleriyle yetinen ve hatta onları zorla diÄŸer insanlara da kabul ettirmeye çalışan böyle kimseler, önemli bir dinamizmi elden kaçırdıkları gibi, çevrelerinden de sürekli nefret ve istiskal görürler; dahası onlar, üst üste fiyaskolar yaÅŸayıp her meselede kaybetmeye mahkûmdurlar. En akıllı insan, baÅŸkalarının düÅŸüncelerine en çok saygılı olan, onlardan en çok yararlanan ve herhangi bir konuda doÄŸruya ulaÅŸmak için mutlaka bir baÅŸkasının görüÅŸüne de baÅŸvuran insandır. Aslında, bugüne kadar bu hususu görmezlikten gelen veya göz ardı eden hiçbir toplum iflah olmamıştır. Zaten Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de ümmetin kurtuluÅŸunu ve geleceÄŸe yürümesini, "İstiÅŸarede bulunan asla kaybetmez." sözüyle meÅŸverete (fikir alış-veriÅŸine) baÄŸlamıştır. Ayrıca, akıl ve zekâ yönüyle insanların en mükemmeli olan ve aslında baÅŸkasına danışmaya ihtiyacı bulunmayan Resûl-i Ekrem (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) Efendimiz, hayatını vahyin aydınlığında sürdürüyor olmasına raÄŸmen, meÅŸveretle memur olduÄŸunu her vesileyle ortaya koymuÅŸ ve her meseleyi istiÅŸareye sunmuÅŸtur. Demek ki, herhangi bir müessesenin başındaki insan, Allah tarafından müeyyed olup sürekli ilhamla beslense de, yine istiÅŸâre etme mecburiyetindedir. Yatakta deÄŸil, koÅŸarken ölen bahtiyarlar Evet, kendini yeterli görmeyen bir mü’min, Allah’ın bahÅŸettiÄŸi imkanları yine O’nun yolunda kullanıp ebedîleÅŸtirmek için gecesi-gündüzüyle hayatının her anını en iyi ÅŸekilde deÄŸerlendirmeye çalışır… Rıza-yi ilahî için koÅŸtururken bazen evinin yolunu unutur; kimi zaman çocuklarının simasını zor hatırlayacak hale gelir.. gelir ve sürekli salih bir amel peÅŸinde koÅŸar. Benim hayallerimi süsleyen Kur’an talebesi de hizmete giderken solukları tükenen, koÅŸarken kalbi duran ve yatakta deÄŸil yolda ölen bahtiyardır. Böyle birinin vefat haberini duysam, gözlerim dolar, hicranla gözyaşı dökerim onun ardından; fakat, aynı zamanda o gözyaÅŸları benim takdir hislerimin de ifadesi olur. Çünkü, hakikî Kur’an talebesi, kalbinin durduÄŸunun farkına varamayacak ÅŸekilde bir küheylan gibi koÅŸan ve kendini adadığı dava uÄŸrunda bir vazifeye giderken yolda son nefesini veren insandır. İşte, böyle bahtiyar bir ruh, yapıp ettikleriyle asla yetinmez; o güne kadarki koÅŸuÅŸunu, hareketlerini, yaptığı iÅŸleri ve vesile olduÄŸu onca güzellikleri kâfi saymaz. Allah’ın bahÅŸettiÄŸi imkanları tam olarak deÄŸerlendirememiÅŸ olmanın endiÅŸelerini taşır. Yaptıklarını unutup yapabileceklerine yönelir ve "Daha yok mu?" deyip yeni vazifelerin altına girmeye âmâde bulunur. Samimiyet ve faziletin remzi böyle bir insan, ne kabiliyetleriyle, ne aklıyla, ne mantığıyla, ne ortaya koyduÄŸu eserleriyle ve ne fütühatlarıyla… kendisini asla yeterli görmez. Åžunu da unutmamak lazımdır ki, iradenin mevcudiyetini kabul etmek, onun hakkını verme azmi, cehdi ve gayreti içinde bulunmak ve Allah’ın verdiÄŸi o temayülü sonuna kadar kullanmak baÅŸka bir meseledir; insanın kendine güvenmesi, kendini her ÅŸeye yeterli görmesi ve Allah’a ait bir vasıfla kendisini vasfetmesi daha baÅŸka bir meseledir. Hakiki mü’min, bir yandan, Cenâb-ı Hakk’ın verdiÄŸi iradeyi en iyi ÅŸekilde kullanır; diÄŸer taraftan da, "Allah’ım beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsimle baÅŸ baÅŸa bırakma" der. Nefsine deÄŸil, Cenâb-ı Hakk’a güvenir. Nefsini ve nefsânî duygularını en azılı düÅŸman sayar; en güzel vekil, yegâne dost ve yardımcı olarak ise yalnızca Allah’ı bilir. Onun güven ve itimâdı sadece Allah’adır. Gerçekten inanan insan, "Rabbenâ aleyke tevekkelnâ ve ileyke enebnâ ve ileyke’l-masîr" der; "Ey Yüce Rabb’imiz! Yalnız Sana güvenip dayandık, Sana yöneldik ve sonunda da Senin huzuruna varacağız." (Mümtehine, 60/4) hakikatini seslendirir; -hâÅŸâ- tavır ve davranışlarıyla da olsa, "Aleyye tevekkeltü ve aleyye enebtü…" deme ve "Kendi kendime güvenip dayandım, zâtî güç ve kuvvetime yöneldim!…" ÅŸeklinde Firavunca bir iddiada bulunma gaflet ve dalaletine düÅŸmez. Çünkü, böyle bir iddia ve kendini yeterli görme, bir yönüyle Allah’a karşı muarazanın ifadesidir. ÖZETLE 1- En akıllı insan, baÅŸkalarının düÅŸüncelerine en çok saygılı olan, onlardan en çok yararlanan ve herhangi bir konuda doÄŸruya ulaÅŸmak için mutlaka bir baÅŸkasının görüÅŸüne de baÅŸvuran insandır. 2- Hakiki mü’min, hem Cenâb-ı Hakk’ın verdiÄŸi iradeyi en iyi ÅŸekilde kullanır; hem de "Allah’ım beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsimle baÅŸ baÅŸa bırakma" der. Nefsine deÄŸil, Cenâb-ı Hakk’a güvenir. 3- Hayallerimi süsleyen Kur’an talebesi, hizmete giderken solukları tükenen, koÅŸarken kalbi duran ve yatakta deÄŸil yolda ölen bahtiyardır. Böyle birinin vefat haberini duysam, gözlerim dolar, hicranla gözyaşı dökerim. 15 Åžubat 2008, Cuma, Zaman gazetesi

tabiki de istiÅŸare çok gereklidir istiÅŸare eden kaybetmez çünkü istiÅŸare sayesinde farklı görüşlerin fikirlerin ışığında hareket etmek insna daima kazandırır . bir iÅŸte veyA planda iÅŸtiÅŸare de bulunmak insana o iÅŸin hayılı olmasına vesile kılar atalarımızında dedikleri gibi bin bilsende yinede bir bilene sorki binbir bildiÄŸin olsun…
Hz. Peygamber (sas) de istiÅŸareye büyük önem verir, bir karar almadan önce ashabını (Allah hepsinden razı olsun) toplar ve onların görüşünü de dinlerdi…