Mesneviden (İki şarabın farkı)
4 Ocak 2008 Yazar: kara_al |
Kategori: Mesneviden
Etiketler:ahlak, ayet, fıkıh, hadis, iman, kuran, maneviyat, mesneviden hikayeler, mevlana, nur, şarap, sünnet

İKİ ŞARABIN FARKI
Bir bakkal vardı, onun bir de dudusu vardı. YeÅŸil, güzel sesli ve söyler duduydu. Dükkanda dükkan bekçiliÄŸi yapar; bütün alış veriÅŸ edenlere hoÅŸ nükteler söyler, latifeler ederdi. İnsanlara hitap ederken insan gibi konuÅŸurdu, dudu gibi ötmede de mahareti vardı. Efendisi bir gün evine gitmiÅŸti. Dudu, dükkanı gözetliyordu. Ansızın fare tutmak için bir kedi, dükkana sıçradı. Duducağız can korkusundan, dükkanın baÅŸ köÅŸesinden atıldı, bir tarafa kaçtı; gülyağı ÅŸiÅŸesini de döktü. Sahibi evden çıkageldi. Tacircesine huzuru kalple dükkana geçti oturdu. Bir de baktı ki dükkan yaÄŸ içinde, elbisesi yaÄŸa bulanmış. Dudunun başına bir vurdu; dudunun dili tutuldu, başı kel oldu. Dudu birkaç günceÄŸiz sesini kesti, söylemedi. Bakkal nedametten ah etmeye baÅŸladı. Sakalını yolmakta, eyvah, demekteydi; nimet güneÅŸim bulut altına girdi. O zaman keÅŸke elim kırılsaydı; o güzel sözlünün başına nasıl oldu da vurdum? KuÅŸu yine konuÅŸsun diye yoksullara sadakalar vermekteydi. Üç gün üç gece sonra ÅŸaÅŸkın ve meyus, ümitsiz bir halde dükkanda otururken, ve binlerce gussaya, gama eÅŸ olup; bu kuÅŸ acaba ne vakit konuÅŸacak; diye düÅŸünüp dururken, Ansızın tas ve leÄŸen dibi gibi tüysüz kafası ile bir Cevlaki geçiyordu. Dudu hemencecik dile gelip akıllılar gibi derviÅŸe bağırdı: “Ey kel, neden kellere karıştın; yoksa sen de ÅŸiÅŸeden gülyağı mı döktün? “ Onun bu kıyasından halk gülmeye baÅŸladı. Çünkü dudu, hırka sahibini kendisi gibi sanmıştı. Temiz kiÅŸilerin iÅŸini kendinden kıyas tutma, gerçi yazıda (aslan manasına gelen) ÅŸir, (süt manasına gelen) ÅŸire benzer. Bütün alem bu sebepten yol azıttılar. Allah Abdallarından az kiÅŸi agah oldu. Peygamberlerle beraberlik iddia ettiler (biz de onlar gibiyiz dediler); Velileri de kendileri gibi sandılar. Dediler ki: “İşte biz de insanız, onlar da insan. Bizde uyumaya ve yemeÄŸe baÄŸlıyız, onlar da. “Onlar körlüklerinden aralarında uçsuz bucaksız bir fark olduÄŸunu bilmediler. Her iki çeÅŸit arı, bir yerden yedi. Fakat bundan zehir hasıl oldu, ondan bal. Her iki çeÅŸit geyik otladı, su içti. Birinden fışkı zuhur etti, öbüründen halis misk.Her iki kamış da bir sulaktan su içti. Biri bomboÅŸ öbürü ÅŸekerle dopdolu. Böyle yüzbinlerce birbirine benzer ÅŸeyler var, aralarında bulunan yetmiÅŸ yıllık farkı sen gör! Bu, yer; ondan pislik çıkar… o, yer; kamilen Allah nuru olur. Bu, yer; ondan tamamı ile hasislik ve haset zuhur eder… o, yer; ondan tamamı ile Tek Allah’nın nuru husule gelir. Bu temiz yerdir, o çorak ve pis yer. Bu temiz melektir o ÅŸeytan ve canavar! Her iki suretin birbirine benzemesi caizdir, acı su da, tatlı su da berraktır. Zevk sahibinden baÅŸka kim anlayabilir? Onu bul! Tatlı su ile acı suyun farkını iÅŸte o anlar. (Zevk sahibi olmayan) sihri, mucize ile mukayese ederek her ikisinin de esası hiledir sanır. Musa ile savaÅŸan sihirbazlar, inatlarından ellerine onun asası gibi asa aldılar. Bu asa ile o asa arasında çok fark var, bu iÅŸle o iÅŸin arasıda pek büyük bir yol var. Bu iÅŸin ardında Allah laneti var, o iÅŸe karşılık da vade vefa olarak Allah rahmeti var. Kafirler inatlaÅŸmada maymun tabiatlıdırlar. Tabiat, içte, gönülde bir afettir. İnsan ne yaparsa maymunda yapar; maymun her zaman insandan gördüÄŸünü yapıp durur. O, “Bende onun gibi yaptım” sanır. O inatçı mahluk aradaki farkı nereden bilecek? Bu emirden dolayı yapar, o, inat ve savaÅŸ için. İnatçı kiÅŸilerin baÅŸlarına toprak saç! O münafık, muvafıkla beraber, inat ve taklide uyup namaza durur; niyaz ve tazarru için deÄŸil. Müminler; namazda, oruçta, hacda, zekatta münafıkla kazanıp kaybetmektedirler. Müminler için nihayet kazanç vardır, münafıka da ahirette mat olma.İkisi de bir oyun başındaysa da birbirlerine nispetle aralarında ne kadar fark var; biri Merv’li öbürü Rey’li! Her biri kendi makamına gider, her biri kendi adına uygun olarak yürür. Onu mümin diye çağırırlar, ruhu hoÅŸlanır. Münafık derlerse sertleÅŸir, ateÅŸ kesilir. Onun adı zatı yüzünden sevgilidir. Bunun adının sevilmemesi, afetleri yüzünden, nifakla sıfatlanmış olan zatından dolayıdır. Mim, vav, mim ve nun harflerinde bir yücelik yoktur. Mümin sözü ancak tarif içindir. Ona münafık dersen… o aÅŸağılık ad, içini akrep gibi daÄŸlar. Bu ad, cehennemden ayrılmış ve kopmuÅŸ deÄŸilse niçin cehennem tadı var? O kötü adın çirkinliÄŸi harften deÄŸildir. O deniz suyunun acılığı kaptan deÄŸildir. Harf kaptır ondaki mana su gibidir. Mana denizi de “Ümm-ül-Kitap” yanında bulunan, kendisinde olan zattır. Dünya da acı ve tatlı deniz var. Aralarında bir perde var ki birbirine taÅŸmaz karışmazlar. Fakat ÅŸu var ki bu iki denizin her ikisi de bir asıldan akar. Bu ikisinden de geç, ta… onun aslına kadar yürü. Kalp altınla halis altın ayarda belli olur. Kalpla halisi, mehenge vurmadıkça tahmini olarak bilemezsin. Allah kimin ruhuna mehenk korsa ancak o kiÅŸi, yakini ÅŸüpheden ayırdedebilir. Diri bir kiÅŸinin aÄŸzına bir sıçrayıp girse o adam, onu dışarı çıkarıp attığı zaman rahatlar. Binlerce lokma arasında aÄŸzına ufacık bir çöp girdi mi, diri kiÅŸinin hissi onu duyar sezer. Dünya hissi, bu cihanın merdivenidir, din hisside göklerin merdiveni. Bu hissin saÄŸlığını hekimden isteyiniz, o hissin saÄŸlığını Habib’den (H.Muhammed’den) . Bu hissin saÄŸlığı, vücut saÄŸlamlığındandır, o hissin saÄŸlığı vücudu harabetmektedir. Can yolu, mutlaka cismi viran eder, onu yıktıktan sonra da yapar. Ne mutludur ve ne kutludur o can ki mana aÅŸkıyla evini, barkını, mülkünü, malını bağışlamıştır. Altın definesi için evi harabetmiÅŸtir; fakat o altın definesini elde ettikten sonra o evi daha mamur bir hale getirmiÅŸtir. Suyu kesmiÅŸ suyun aktığı yolu temizlemiÅŸ, ondan sonra arka içilecek su akıtılmıştır. Deriyi yarmış,termeni çıkarmış… ondan sonra orada yepyeni bir deri bitmiÅŸtir. Kaleyi yıkıp kafirden almış, ondan sonra oraya yüzlerce burç ve hendek yapmıştır. Hikmetinden sual edilmeyen Allah’’nın iÅŸini kim anlayabilir, o iÅŸin hakikatine kim eriÅŸebilir? Bu söylediÄŸim sözler, ancak anlatmak için söylenmiÅŸ zaruri sözlerdir. Gah böyle gösterir, gah bunun aksini. Din iÅŸinin kühnünü anlamaya imkan yoktur. Ona ancak hayran olunur. Fakat din iÅŸinde hayrete düÅŸen, arkasını ona çevirmiÅŸ ondan haberi olmayan bir hayran deÄŸil, sevgiliye dalmış, onun yüzünden sarhoÅŸ olmuÅŸ, kendisinden geçmiÅŸ bir hayrandır. Birisinin yüzü sevgiliye karşıdır, öbürünün yüzü yine kendisine doÄŸru. Her ikisinin yüzüne de bak. Her ikisinin yüzünü de hatırında tut. Hizmet dolayısıyla yüz tanır olman mümkündür. Zira nice insan suratlı ÅŸeytan vardır. Binaenaleyh her ele el vermek layık deÄŸildir. KuÅŸ tutan avcı, kuÅŸu avlamak için ıslık çalar, ötme taklidi yapar. AÅŸağılık kiÅŸi derviÅŸlerin sözlerini, bir selim kalpli kiÅŸiye afsun okumak, onu afsunlamak için çalar. Erlerin huyu açıklık ve sıcaklıktır. AÅŸağılıkların iÅŸi hile ve utanmazlıktır. Dilenmek için yünden aslan yaparlar. (yol aslanlarının ÅŸekline bürünür, onlar gibi görünürler), Ebu Museylim’e Ahmet lakabı verirler. Ebu Müseylim’in lakabı yalancı olarak kaldı, Muhammed’e de akıllar sahibi dendi. O hak ÅŸarabının mührü, ÅŸiÅŸenin kapağı; halis misktir. Adi ÅŸarabın mührü, ÅŸiÅŸesinin kapağı ise pis koku ve azaptır.
