Sünnet nedir ? ve Hadislerle Sünnet
6 Kasım 2007 Yazar: kara_al |
Kategori: Aktüel
Etiketler:ayet, ezan, hadis, hizmet, iman, insan, islam, kuran, maneviyat, müslüman, namaz, nur, risale, sohbet, sünnet nedir, taberani, tirmizi
Sünnet, lugat manâsı itibarıyla, “gidişat, -iyi ya da kötü- takip edilen yol” demektir. Bu manâyı ifade eden bir hadîs-i şerifte: من سنّ في الإسلام سُنّةً حسنةً فله أجرها وأجر من عمل بها بعده من غير أن ينقص من أجورهم شيء، ومن سنّ في الإسلام سنّةً سيئة كان عليه وزرها ووزر من عمل بها من بعده من غير أن ينقص من أوزارهم شيء “Kim, İslâm’da güzel bir yol, bir çığır açarsa, onun ecri ve daha sonra o yolda gidenlerin ecri, yapanlardan eksiltilmemek üzere onundur. Kim de İslâm’da kötü bir yol, bir çığır açarsa, onun ve o yolda gidenlerin vebâli, yapanlardan eksiltilmemek üzere onun sırtına yüklenecektir”[1] buyurulmaktadır Muhaddîsler, usûlcüler ve fukahâ ıstılâhı manâsı itibarıyla sünneti, aşağıdaki ifadelerle tarif etmeye çalışmışlardır: Muhaddîslere göre sünnet: “Ahkâma ve amele esas teşkil etsin etmesin, yaptıkları ve ictinâb ettikleriyle Allah Resûlü’nden (s.a.s) -Hanefîler’in nokta-i nazarınca farz, vâcib, sünnet, müstehab ve âdâp- bize intikâl eden her şeydir.” Yani, Allah Resûlü’nün (s.a.s) şemâilidir, hayat tarzıdır, sîretidir. Usûlcülerin sünnet anlayışı biraz daha farklıdır. Onlara göre sünnet: “Resûlullah’dan (s.a.s) söz, fiil ve takrir olarak sâdır olan her şeydir.” Yani, Resûlullah Efendimiz’in (s.a.s) sözleri, davranışları ve ashâbında görüp de menetmediği, veya sükûtla tasvib buyurduğu hareketlerdir. Fukahâ ise, sünnete bid’at mukabilinde ve teşrie, yani farza, vacibe, harama esas teşkil etmesi açısından bakarlar. Bu mânâda sünnet, hadîsin mürâdifi, ya da müterâdifi sayılır. Hadîs; tahdis masdarlarından haber vermek mânâsına bir isimdir. Daha sonraları, Efendimiz’e (s.a.s) nisbet edilen her söz, fiil ve takrire hadîs denmiştir. İbn Hacer: “Şeriat örfünde hadîsden maksat, Efendimiz (s.a.s)’e isnat edilen her şeydir” der. Bazı fuhûl-u ulemâ, hadîs sözünden, kadim, özlü ve ilahî olanı sezmişlerdir ki, Kur’ân-ı Kerim’le sünnetin ilk ayrılma noktalarına işaret etmesi bakımından oldukça önemli bir tevcihtir. Sünen-i İbn Mace’deki bir hadîs de bunu te’yid eder mahiyettedir. İbn Mes’ud, Efendimiz (s.a.s)’in bir keresinde şöyle buyurduklarını nakleder: إنما هما اثنان: الكلام والهَدْيُ، فأحسن الكلام كلام الله وأحسن الهَدْيِ هَدْيُ محمد “Onlar başka değil ikidir: Biri kelâm, diğeri de hidayet buudlu yoldur. Kelâmın güzeli Allah (c.c) kelâmı, hidayetin güzeli de Muhammed’in (s.a.s) hidayetidir.”[2] Evet Efendimiz (s.a.s), kendi sözleri hakkında hadîs demeyi tercih etmiştir. Böyle demekle, kendine ait sözlerle, kendine ait olmayan sözleri birbirinden ayırdığı gibi, hadîs ıstılahı olarak ta, bu kelimenin nerede kullanılacağı hususunu hatırlatmada bulunmuştur. Peygamber Efendimiz’in hadîs-i şeriflerinde de sünnetin yerine ve ehemmiyetine işaret olunmuş ve bu mevzû üzerinde hassasiyetle durulmuştur. Meselâ, Buharî’nin Sahih’inde Hz. Ebû Hureyre’den (r.a) rivayet olunan bir hadîs-i şerifte: من أطاعني فقد أطاع الله ومن عصاني فقد عصى الله “Bana itaat eden, şüphesiz Allah’a itaat etmiştir; bana isyan eden de, hiç şüphesiz Allah’a isyan etmiştir”[1] buyurulmaktadır. Peygamber’in yolu, Allah’ın yoludur; Peygamber’in izinde bulunmak demek, İlâhî mesajların aydınlık ikliminde yürümek demektir. Dolayısıyla sünneti kabûl etmemek, onu hayattan dışlamak veya ona başkaldırmak, Allah’a isyanla aynı manâya gelir. Allah, insanlar içinden bir insanı seçiyor; ve her şeyi reşha gibi kusursuz ve arızasız aksettirecek nezih bir Ruh’u intihap edip, insanlara mesajını O’nunla gönderiyor; O da, getirdiği bu mesajı yorumlarıyla açıklıyor, önümüze seriyor. Buna karşılık bazı densizler kalkıp, o musaffâ Elçi’ye karşı tavır alıyorsa, o zaman bunun adı, ancak ve ancak Allah’a isyan, O’na başkaldırma ve cehenneme istihkak kesbetme olur. Çünkü, yine Buharî’nin rivayet ettiği bir başka hadîs-i şerifte Efendimiz bizzat: كل أمتي يدخلون الجنة إلا من أبى. قالوا يا رسول الله ومن يأبى؟ قال: من أطاعني دخل الجنة ومن عصاني فقد أبى “Başkaldıran, serkeşlik eden müstesnâ, ümmetimden herkes cennete girer” buyurmuşlar. Ashâb-ı kirâmın: “Başkaldıran, serkeşlik eden kimdir, ya Resûlallah?” diye sorması üzerine de: “Bana itaat eden cennete girer; bana isyan edense muhakkak başkaldırmış ve serkeşlik etmiş olur.”[2] cevabını vermişlerdir. Ebû Davud ve Tirmizî’nin, Irbad İbn Sâriye’den rivayet ettiği bir başka hadîs-i şeriflerinde ise Efendimiz (s.a.s): فإنه من يَعِشْ منكم بعدي فسيرى اختلافاً كثيراً، فعليكم بسنتي وسنةِ الخلفاء الراشدين المهديين تمسكوا بها وعَضّوا عليها بالنواجذ “İçinizden benden sonra yaşayanlar pek çok ihtilâf ve herc ü merc göreceklerdir. Siz sünnetime ve doğruya götüren râşid halîfelerin (yani, Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali’nin) sünnetine sarılın, yapışın. Bunlara dişlerinizle sımsıkı tutunun” buyurmuşlardır. Hadîsin devamında, yine sünnetin her şey olduğuna ve her şeyi aşan ehemmiyetine işareten: وإياكم ومحدَثات الأمور، فإن كل بدعة ضلالة “Zinhar, sonradan ortaya çıkma işlerden (bid’at) sakının; çünkü, her bid’at dalâlettir”[3] buyurulmaktadır. Yine, Taberânî’nin rivayet ettiği meşhur bir hadîste: المتمسك بسنتي عند فساد أمتي له أجر شهيد “Ümmetimin fesadı zamanında (dinin esaslarının sarsıldığı, ümmetin dağılıp parçalandığı ve İslamî düşüncenin hedmine çalışıldığı bir dönemde) sünnetime, (yol adına getirip ortaya koyduğum disipline) sımsıkı sarılan, hattâ onun esaslarından bir tanesini bile ihyâ eden, şehit sevabı kazanır.”[4] Hadîsin tenkide maruz rivayetinde ise “yüz şehid sevabı kazanır” buyurulmaktadır. Kur’ân’ın ve Resûlullah’ın apaçık ifadeleri karşısında hâlâ kendilerine başka yollar arayanlara, Kur’ân’ın dediği gibi desek, zannediyorum fazla bir şey söylemiş olmayız: فَاَيْنَ تَذْهَبُونَ “Öyle ise nereye gidiyorsunuz?”(Tekvir, 81/26). alıntıdır
